Abone Ol

DİNİN MEDYA YOLUYLA ANLATIMI VE MEDYA VAİZLERİ

DİNİN MEDYA YOLUYLA ANLATIMI VE MEDYA VAİZLERİ
Kim olduğunu, dünyada niçin bulunduğunu ve buradan nereye gideceğini unutan insanın düştüğü en büyük şeytani tuzak; kibir ve tahakkümdür. İnsanın insanı küçük görmesi, ona karşı böbürlenmesi ve onun emek, duygu ve değerlerini sömürmesidir. Tarihin en belirgin niteliklerinden biri olan Hak - Batıl mücadelesi, insanı değersizleştiren ve sömüren güçlerle bu değersizleştirmeye itiraz edenler, sömürüye karşı çıkıp adaleti savunanlar arasında süregelmiştir.   

Din ve onun anlatımı, insanın ilgi, ihtiyaç ve eğilimlerinin odak noktasını teşkil eder. Bu açıdan bir ticaret malzemesi haline getirilmeye de yapılan haksızlık, hukuksuzluk ve ahlaksızlıkları kamufle etmeye de en müsait kurum din ve onun anlatımına dair kurumlar olmuştur. Bu geçmişte olduğu gibi günümüzde de böyledir, gelecekte de böyle olacaktır. Geçmişte Peygamberler salt inançsızlıkla değil kurdukları sömürü sistemine dini alet eden şımarık insanlarla (Mütrafin) mücadele etmişlerdir.

"Uyarmak üzere Peygamber gönderdiğimiz hiçbir belde yoktur ki, onların ileri gelen, varlıklı ve şımarık olanları: "Biz sizinle gönderilen şeyleri reddediyoruz, bunu böyle bilesiniz!" demiş olmasınlar." "Ve ilave ettiler: ‘Bizim malımız da, evladımız da sizinkinden daha fazla, sizden daha güçlüyüz. Biz öyle iddia ettiğiniz gibi azaba falan da uğrayacak değiliz!’" (Sebe Suresi,34.35. Ayetler)

Mutrafin, yaşadıkları toplumda dengesiz sermaye dağılımını ortaya çıkaran, insanların din duygularını da istismar ederek sermayenin büyük kısmını eline geçiren sınıftır. Bu sınıf, toplumun "müstaz'af" yani fakirliğinden dolayı küçümsenen, hor ve hakir görülen kesimlerinin üzerine basa basa yükselmiş, müstaz'afların ellerindeki bir avuç malı, ezerek, sömürerek, güç ve hile kullanarak almış, sonra da elde ettiği bu mallarla azdıkça azmış, şımarmış kimselerdir. İnkârcılıklarının sebebi Peygamberlerin ve mucizelerinin inanılamayacak şeyler oluşu değil, anlatılan dinin kendi rantlarına ters düşüyor olmasıdır. Ebu Cehil bile bir defasında Hz. Peygamber'e (sas) "Muhammed! Biz sana inanırız. Senin bize hiç yalan söylediğini görmedik ki! Sen Allah'ın Peygamberi olduğunu söylüyorsan Allah'ın Peygamberisindir. Ancak sen öyle şeyler söylüyorsun ki sana inanacak olursak bizim Mekke'de kurduğumuz düzen yıkılır. Bu yüzden sana inanamayız." demiştir.

Televizyon ve Medya kuruluşları yaşadığımız çağın en büyük gerçeklerinden biridir. Mevcut sistemin işleyişi, büyük kitlelerin yönlendirilebilmesi ve toplumsal dönüşümlerin sağlanması medya yoluyla gerçekleşmektedir. Medyanın gücü inkâr edilemez ancak asıl önemli olan gücün medyasının varlığıdır. Sistemi kuran ve devamını arzulayanlar bu amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla medyayı da kurmakta ve kurgulamaktadırlar.

  Dinin medya yoluyla anlatımında böyle bir paradoksla karşılaşmaktayız. Medya yoluyla anlatılan hangi dindir? Dinin hangi boyutudur? Özellikle İslam'ın düzen oluşu; ekonomi, siyaset, aile, hukuk, ahlak vb. alanlarda bağlayıcı hükümler ortaya konuşu medya vaizleri yoluyla ne derece topluma aktarılabilecektir?

Medya vaizleri çalıştıkları televizyon kurumunun ücretli elamanlarıdırlar. Her medya organı sahiplerinin kâr amaçlı ticari bir etkinliğidir. Peygamberler ise ümmetin zenginlerine (Mütrafin) " De ki: "Sizden bu hizmetim için hiçbir ücret istemiyorum, (ücret sizin olsun!) Benim ücretim yalnız Allah’a aittir ve O, her şeye şahittir." (Sebe Suresi, 47. ayet vb. ayetler) demişlerdir. Program başına alınan astronomik ücretlerle, maaşın asgarisine ve sigortasızına talim etmeye mahkûm edilen büyük kitlelere fakirliğin ve ona sabretmenin faziletlerinin anlatılması komedi filmlerine malzeme olabilecek trajik bir hadisedir.

Medya vaizlerinin anlattıkları hikâyeler ile cuşuhuruşa gelen halk, maddi ve manevi değerlerini aşındıran yankesicileri bir türlü algılayamamaktadır. Evlatlar arasında adaletli davranmak konuşulur durur, nimet-külfet dengesinde adaletten bahsedilmez. İnsanın komşusuna attığı iftira kötüdür ama medyanın yargısız infazda bulunduğu insanların mağduriyetleri konuşulmaz. Bunlar ve benzeri örnekler çoğaltılabilir.

Dinin medya yoluyla anlatımında bir bütüncüllük problemi vardır. Medya vaizleri bireysel bir dindarlığın davetçisidirler. Hâlbuki İslam; fert, cemaat ve düzen bazında yaşanılması gereken bir dindir. Bir dünya gerçeği olduğu zannettirilen faiz, hakkındaki onlarca tehdit dolu ayet-i kerime ve hadis-i şerife rağmen sohbetlere konu kılınamaz. Faizsiz bir düzenin niçin ve nasıl kurulması gerektiği konuşulamaz. Çünkü muhtemelen birazdan verilecek arada kapitalizmin ileri karakolu olan bir bankanın reklamı yayınlanacaktır. Çayı sol eliyle içen banka çalışanına "Evladım çayı sağ elinde iç. Sol elle yemek içmek günahtır." diye din tebliği yapan ve "Hacı abi sağ elimle senin faizini hesaplıyorum. Mecbur sol elimle içeceğim" cevabını alan dini bütünlerin varlığından söz edilir. Bütün bunlar yaşadığımız toplumun komik ama acı gerçekleridir.   

Dinin medya yoluyla anlatımında bir başka problem reyting kaygısıdır. İrşat; insanları duygusal olarak tatmine ulaştırma zemini olarak görülmemelidir. Salt eğlendirme ve salt ağlatma üzerine kurulu ve reyting toplama amacıyla üretilmiş programlar irşat olarak nitelendirilemezler. Hiç bir Peygamber toplumuna sıradan şeyler anlatmamıştır. Anlattıklarını şeyler ümmetlerini ve özellikle kurulu düzenin sahiplerini rahatsız etmiştir. Beğeni toplamamışlar, alkış almamışlardır. Temel bir kuraldır; insan alkış aldığı yere talkın veremez. (Talkın: Bir duyguyu bir düşünceyi aşılama)

İnsanı harekete geçirmeyen bir din anlatımı insanı oyalayan bir uyuşturucu görevi görecektir. Yapılan iş; yaşadığımız çağın bireyselleştirici ve bencilleştirici, karmaşık ortamında insanların kalplerini yumuşatmalı, onlarda hem yüce duygular uyandırmalı hem de iyiliğe özendirerek iyi ve güzel davranışlar kazandıracak şekilde yapılmalıdır. Medya vaizleri, söyleyene zararı dokunmayacak, dinleyene de hoş vakit geçirmekten başka faydası olmayacak şeyleri konuşmaktadırlar.

Aslına bakarsanız bozuk olan sistemin kendisidir. Tezgâh bozuk olduğu sürece en becerikli, en bilgili ustaları bile ekran karşısına çıkarsanız düzgün bir üretim gerçekleştiremeyeceklerdir. Önemli olan vicdanlarımızın vaazını dinlemektir. 

                                                                                     

                                                                                  

YAZAR HAKKINDA
Mustafa Soykök
Mustafa Soykök
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN