Abone Ol

EMPERYALİZMİN TUZAKLARI

EMPERYALİZMİN TUZAKLARI

Giriş

Bugün burada tüm insanlığın huzur ve saadeti için bir barış ve esenlik çağrısı olarak gönderilmiş Din-i Mübin-i İslam'ın Müslümanları olarak yaşadığımız dünyanın niçin bu halde olduğunu konuşacağız.

"Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiliği yayar, kötülüğü önlersiniz, çünkü Allah’a inanırsınız. " Şeklindeki Ali İmran 110. ayeti kerimesinde buyrulan "En Hayırlı ümmet" olarak küresel ifsat ve talana karşı küresel imar ve ıslahı konuşacağız.

Bugün burada vefatından üç ay kadar önce veda hutbesinde "Ey insanlar Rabbiniz birdir, babanız da birdir, hepiniz Adem'in çocuklarısınız. Adem ise topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy-sop üstünlüğü yoktur. Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir." buyuran, her fırsatta bir cihat ve bir dava adamı olarak ümmetine yeryüzünden sorumlu olduklarını hatırlatan bir Peygamber'in ümmeti olarak küresel sömürü sistemini nedenleri ve sonuçlarıyla konuşacağız.

İslam insanlığın umududur. Müslümanların insanlığa umut olma potansiyelini konuşacağız. Yeni bir dünya, adil bir düzen heyecan ve azmimizi konuşacağız.

Biz Kimiz? Ne İçin Çalışıyoruz?

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberin (sas) âlemlere rahmet olma arzusunda olan ümmetiyiz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmeti olarak tüm insanların huzuru, adil bir düzenin tesisi için çalışıyoruz-çalışmalıyız.

Hz. Peygamber (sas) küçük yaştan itibaren terbiyesinde yetişen Hz. Enes b. Malik’e şöyle nasihat ediyor: “Yavrucuğum hiçbir Müslüman için gönlünde kin, nefret, düşmanlık barındırma” Sonra da şöyle devam ediyor: “Yavrucuğum bu söylediğim şey benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetimi ihya ederse elbette beni sevmiştir. Kimde beni sevmişse elbette Cennette benimle beraber olacaktır.[1]

Gönülde kin, nefret ve düşmanlık barındırmamaktan, yüreklerimizi temiz tutmaktan bahsediyoruz. Bizim en önde yürüyen bayrağımız sevgi ve kardeşlik bayrağıdır.

Kelime anlamı itibari ile İslam; barış demektir. Selamet, esenlik ve huzur demektir. Kelime anlamı “barış” olan bir dinin mensupları olarak dindarlığı “Kulun yaratanıyla, kendisi ile ve bütün çevresi ile barış içerisinde bulunması” şeklinde tarif ederiz. Kul bu barışı, bu uyumu sağlayacak ve bu dünya hayatında kalıcı olmadığının sınanmak üzere buraya gönderildiğinin farkında olacak.

  1. Yaratanınla barış içerisinde olacaksın. Mülkün sahibinin o olduğunu bileceksin. Onun yürü dediği yerde yürüyecek, dur dediği yerde duracaksın. Onun ak dediğine ak; siyah dediğine siyah diyeceksin. Allahsız ve ahlaksız bir hayat, Allahsız ve ahlaksız bir ekonomi, Allahsız ve ahlaksız bir siyaset düşünmeyeceksin.

  2. Kendin ile barış içerisinde olacaksın. Kim olduğunu, nereden geldiğini, niçin yaratıldığını, niçin bu hayata gönderildiğini unutmayacaksın. “İnsan” kelimesi ne-si-ye fiilinden türetilmiştir, “unutan varlık” demektir. Ama unutmayacaksın.

  3. İnsan kelimesinin diğer bir anlamı da “ünsiyet kuran, dostluk kuran, kaynaşan” demektir. Çevren ile barış içerisinde bulunacaksın. Ünsiyet kuracaksın, dostluk kuracaksın. İnsani ilişkiler geliştireceksin. Hadis-i Şerif’te buyurulduğu üzere “Mümin başkalarıyla ülfet eden, başkalarının kendisi ile ülfet ettiği, dostluk kurduğu, insani ilişkiler geliştirdiği kişidir. Ülfet etmeyen ve ülfet kurulmayan kimsede hayır yoktur.”[2]

Ayet-i kerimede şöyle buyurulur: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah’ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda (Allah’ı sayıp haramlardan sakınmada) en ileri olandır. Muhakkak ki Allah her şeyi mükemmelen bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.”[3]

Farklılıklarımızın; ırklarımızın, renklerimizin, dillerimizin ve hatta inançlarımızın farklı farklı olmasının sebebi tearuftur. Tearuf İçin diyor Cenab-ı Allah: İnsani ilişkiler kurmanız için, birbirinize sahip çıkmanız için. Birbirinize insanca muamele etmeniz için. İmtihanınız budur.

  1. İlahi irade tüm insanları tek bir din üzere toplamayı murat etmemiştir.  Yunus Suresi 99. Ayet-i Kerime:

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi iman ederdi; böyle iken sen hepsi mümin olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısın?”

Allah bize, bizim dışımızdakilerin kutsallarına sövme yetkisi de vermemiştir. Enam Suresi, 108. Ayeti kerime şöyle söylüyor: “Onların Allah’tan başka yalvardıkları tanrılarına hakaret etmeyin ki, onlar da cahillik ederek hadlerini aşıp Allah’a hakaret etmesinler. Böylece her ümmete, yaptıkları işi güzel gösterdik. Sonra dönüşleri yalnız O’na olacak ve O da yaptıklarını kendilerine bir bir bildirip karşılığını verecektir.”

  1. İlahi irade insanları tek bir ırk, tek bir renk üzere toplamayı murat etmemiştir. Allah Resulünün veda hutbesindeki şu cümleleri temel düsturumuzdur: “Ey İnsanlar Rabbiniz birdir, babanız birdir. Hepiniz Adem’densiniz. Adem ise topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir.”

İnsanları değerlendirirken ilahi ölçü budur.

Irkçılık yok, mezhepçilik yok, ayrımcılık yok, yabancı düşmanlığı yok, islamofobia yok, antisemitizm yok.

Bir zulüm ve ifsat hareketi olarak siyonizme karşı çıkabilir, antisiyonist olabilirsiniz. Ama bir insana sadece Yahudi olduğu için düşman olamazsınız. “İnsanlar bir tarağın dişleri gibidirler”

  1. İlahi irade insanların tek bir dili konuşmalarını da istememiştir. Rum Suresi 22. Ayet-i kerime şöyle buyurur: “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.”

Yaşadığımız dünyada sürekli demokrasiden, insan hak ve özgürlüklerinden, çoğulculuktan ve çok kültürlülükten söz edilse de, medeniyetler arası çatışma senaryoları, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, mezhepçilik, ideolojik ayrımcılık, ötekileştirme, asimilasyon, sömürgeleştirme = savaşlar, işgaller, terör eylemleri, soykırımlar, zulüm ve haksızlıklar hız kesmeden devam ediyor.

Hılfu’l-Fudul’u Anlamak Zorundayız

Peygamberimizin yaşadığı çağa ne isim veriyoruz? Asr-ı Saadet. Mutluluk asrıdır o dönem. Ya öncesine ne diyoruz; Cahiliyye. Cahiliye; zulüm, adaletsizlik ve ahlaksızlık çağı demektir. Cahiliye kültürü; bencil, çatışmacı, intikamcı, ayrıştırıcı, sonuçta zulüm ve şiddet üreten bir karaktere sahiptir.

Peygamber (sas) Efendimiz’in daha peygamber olmadan Mekke’deki haksızlıklar ve zulümler karşısında, ahlaksızlıklar karşısında kurulmuş, adaleti tesis etmek üzere kurulmuş “Erdemliler Hareketi” Hılfu’l-Fudul isimli cemiyete aktif olarak katıldığını biliyoruz. Ümmet olarak Hılfu’l Fudulu anlamak zorundayız.

Yaşadığımız dünyadan sorumluyuz. 7 milyarlık nüfusu ile insanlık cahiliye dönemini yeniden yaşıyorsa, kan gövdeyi götürüyor, kardeş kardeşi katlediyorsa, bu çağa mutluluğu kim getirecek? İslam’ın mesajını insanlığa kim ulaştıracak?

Biz Müslümanlar olarak bu sorumluluğu omuzlarımızda hissetmeliyiz. İnsanlığa bir arada yaşama ahlakını öğretecek olan bizleriz, cahiliyye kirlerini temizleyecek, yeryüzünde yeniden bir saadet asrı tesis edecek olanlar elbette bizleriz. Söyleyecek sözümüz, yürüyecek yolumuz var.

İnsanlığın Hali - Dünyamızın Anatomisi

İnsan doğduğunda çıplaktır. Yerkürenin neresinde, hangi ırktan hangi anne babadan dünyaya gelirse gelsin doğan her bebek çıplak olarak doğar. Tanzanya'da, Arjantin'de, Mozambik'te, Paris'te, Roma'da, New Jersey'de vs. vs. çırılçıplak olarak dünyaya gelen her insanın 4 temel ihtiyacı vardır.

1. si her insanın suya ihtiyacı vardır. İnsan su içmeden 8-10 günden fazla yaşayamaz.

2. si her insanın yemeğe ihtiyacı vardır. Gelişip büyüyebilmesi için, protenine, karbonhidrat, minaral ve yağa ihtiyacı vardır. Yani besine ihtiyacı vardır.

3. sü her insanın soğuktan ve sıcaktan korunabilmesi için, insani bir görünüm elde edebilmesi için elbiseye ihtiyacı vardır.

4. sü mesken ihtiyacıdır. Yine her insanın soğuktan ve sıcaktan korunabilmesi, yırtıcı hayvanlardan zarar görmemesi için barınağa, meskene ihtiyacı vardır.

Gezegenimizde 7 Milyar 400 Milyon insan yaşıyor. Bırakın 7 milyarı 27 milyar hatta 57 Milyar insan yaşasa yeryüzü bütün insanların bu dört temel ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede yaratılmıştır. Allah Azze ve Celle dünyayı bu kapasitede yaratmıştır.

"Ağılda oğlak doğar, çayırda otu biter" demişler. Varlık sahnesine sürülen her canlının rızkına Allah kefildir.

"Yerde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, onun (yaşaması için gerekli) rızkına Allah kefil bulunmasın" (Hud Suresi, 6. ayet)

Örneğin Amazon nehri, Missisipi, Dicle, Fırat, Nil, Seyhan, Ceyhun nehri belki yüzmilyonlarca yıldan beri su taşıyorlar. Dünyanın dörtte biri kara parçası, dörtte üçü okyanus, deniz, su. Denizdeki canlılar, her türlü balıklar, karadaki ormanlar, bitkiler, hayvanlar bütün bunlar insanın besin ihtiyacını karşılayabilecek yeterliktedir.

Yine gezegenimizde kumaş, elbise yapımında kullanılabilecek bitkiler hiç bir insanın çıplak kalmasına sebep olmayacak kadar çoktur.

Yine gezegenimizdeki malzeme; taş, toprak, ahşap bütün insanların mesken ihtiyacını karşılamasına yetecek seviyededir.

Ama baktığımızda durum nasıl?

Yaşadığımız dünyada; enerji kaynakları, enerji nakil yolları, okyanus ticareti, nükleer teknoloji, uzay teknolojisi, kitle imha silahları, bankacılık ve finans sistemi, medya ve iletişim sektörü, tohum ve gıda sektörü neredeyse tamamıyla bir azınlığın kontrolündedir. Dünya nüfusunun % 1'i geri kalanların tamamından daha fazla servete sahiptir. Dünyanın en zengin 62 kişisinin serveti, toplam serveti dünya nüfusunun yarısının serveti kadardır.

Her gece 800 Milyondan fazla insanın aç yattığı, 1 Milyardan fazla insanın sağlıklı içme suyuna sahip olamadığı, her 12 saniyede bir çocuğun tamamen önlenebilir hastalıklardan dolayı yaşamını yitirdiği, her 4 saniyede bir insanın mülteci durumuna düştüğü bir gezegende yaşıyoruz.

Sanayileşmiş ülkelerde bile 100 Milyon civarında yoksul insan var. Toplamda 2 Milyar insan yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 68 ülkede toplam 110 Milyon karamayını, kendilerine basıp paramparça olacak insanları bekliyor.

İnsanlık Niçin Bu Halde?

Dünya Niçin Her Geçen Gün Yaşanılması Zor Bir Gezegen Haline Geliyor?

Bütün bu sıkıntıların, acı tabloların sebebi coğrafi koşullar, iklim, kuraklık falan değildir. Kaynak sıkıntısı değildir. Bu yaşanılanların sebebi insanın insanı sömürmesidir. İnsanın kendi elleriyle, servet hırsıyla karada ve denizde fesat çıkarmasıdır.

"Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların kendi tercihleri ile yaptıkları işler yüzünden karada ve denizde (bütün dünyada) bozukluk ortaya çıktı, nizam bozuldu." (Rum Suresi, 41. ayet)

Bu dünyada açlığın olmaması için sadece 100 Milyar dolar yeterlidir. 2.1 Milyar dolarlık kaynak yeryüzünde bütün insanların temiz suya kavuşması için yeterlidir.

Kozmetik için harcanan para 1 yılda 200 Milyar dolardır. Yani kozmetik için harcanan paranın % 1'i ile yeryüzündeki su sıkıntısı giderilebiliyor.

Yada futbolda dönen parayı konuşalım. Şu anda futbolda yılda 600 Milyar doların üzerinde para dönüyor. Futbol sektöründe dönen paranın 1/6'sı ile dünya üzerindeki açlık sorunu tamamen ortadan kaldırılabiliyor.

Gizli dünya devleti diye ifade ettiğimiz, çok uluslu şirketler ve güç merkezleri yoluyla dünyayı yöneten Siyonist - Irkçı Emperyalizm dünya da adalet gibi bir kaygı, nimet külfet paylaşımında denge gibi bir kaygı taşımıyor. Sayıları 30- 40 Bini geçmeyecek olan bir şımarık azınlık tüm dünyayı kurduğu mekanizma sayesinde sömürüyor. Dolar yoluyla, faiz yoluyla, bankalar yoluyla, çokuluslu şirketler yoluyla hükümetleri yönlendiriyor, darbeler, ekonomik krizler, iç çatışma ve savaşlar çıkarıyor ve insanlığı sömürüyor. Ellerindeki tüm kaynakları, orduları, kitle imha silahlarını, teknolojiyi bu fesadın, dengesizliğin ve sömürü sisteminin devamı için kullanıyorlar.

Siyonist-Irkçı Emperyalizm Nasıl Çalışır?

Coğrafyamızda meydana gelen çatışmaların, terör olaylarının, ırkçılık ve mezhepçilikten kaynaklanan sıkıntıların hepsinin temelinde bu vardır.

Firavunlar iktidarlarını sürdürebilmek için halkı çeşitli gruplara ayırıyor, bir kısmını el üstünde tutarken diğerlerini eziyordu. Grupları çatıştırıyor bir araya gelmelerine engel oluyorlardı. Sömürü sistemlerinin devamı onların çatışmalarına bağlı idi.

"Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.” (Kasas Suresi, 4. Ayet)

Bugün de aynı mekanizma işletiliyor. Siyonist-Irkçı Emperyalizmin güdümündeki küresel güçler ülkelerin yoksul insanlarını birbirine düşürüyor. Yoksul ülkeleri birbirine düşürüyor. Onlar kendilerinden aldıkları silahlarla birbirlerini öldürürlerken yeraltı ve yerüstü kaynakları, zenginlikleri talan ediliyor. Onlarla yaptığımız stratejik ortaklıklar ve onlardan aldığımız silahlarla birbirimizi öldürüyoruz. Derenin kuşunu derenin taşı ile vuruyorlar. Firavunların sistemi bugün de uygulanıyor. Bir avuç azınlık dünyayı bu şekilde sömürüyor.

Çıkış Yolu Nedir?

İslam coğrafyasında bu sömürüden en çok canı yanan insanlar yaşıyorlar. Küresel sömürü sistemi Müslümanları sağcı-solcu, sivil-asker, laik-antilaik, şii-sünni, alevi-sünni, Türk-Kürt, Arap-Farisi gibi kimlikleri kaşıyarak birbirine düşürüyor. Hatta hiçbir şey bulamazlarsa kadın erkek kimliği üzerinden bir ayrıştırma yoluna gidiyorlar.

Son 20 – 30 yılda; savaş, terör, çatışma hadiselerinde Müslümanların ölüm sebebi hep diğer Müslümanlar olmuştur. Hatırlayınız 1980-88 yılları arasında her iki taraf açısından da hiçbir netice alınamayan İran-Irak savaşı gerçekleşmiş ve 1 Milyon insan bu savaşta vefat etmiştir. Bugün Suriye’de yaşanan olaylar, bugün Yemen’de yaşanan olaylar hep bu tarz olaylardır. Aynı tezgâh kurulmaktadır.

İşin ilginç yanı kullanılan silahlarda hep küresel güçlerin ürettiği silahlardır. Kaybedenler Müslümanlar; mustazaflar (Ezilen insanlar), kazananlar; silah tüccarları, petrol tröstleridir. Empeyalistlerdir, siyonizmdir, israildir.

Elbette bu sömürü sistemi ilelebet böyle devam etmeyecektir. Müslümanların Musa olmaları, İbrahim olup dirilmeleri gerekmektedir. İslam Birliği mefkuresi sadece Müslümanların değil tüm ezilen halkların küresel sömürüye karşı bir itiraz projesidir. Müslümanların tuzağı görüp oyunu bozmaları gerekmektedir.

Öncelikle ırkçılık ve mezhepçilik yapılarak bir yere varılamayacağı ortadadır. Ehli kıble tekfir edilemez. Irkı, mezhebi, dili, rengi ne olursa olsun bütün Müslümanlar, Siyonizme karşı birlik olmalıdırlar. Irkçı Emperyalizme karşı birlik olmalıdırlar. Ayrıca bu sistem sadece Müslümanların değil diğer insanların da canını yakmaktadır. Hılful-Fudulu, Medine Sözleşmesini, Veda Hutbesini, Kur’an’ımızın Adalet ayetlerini, bunların ruh ve manalarını hayata geçirmek zorundayız. D 8 akabinde, D 60 ve akabinde D 160 kurulabilseydi küresel sömürü sistemine karşı bir itiraz ortaya konulabilecekti.

Konuyu bir başka açıdan ele alacak olursak küresel sömürü sisteminin işleyişine engel olmanın en etkili yolu enerji kaynaklarını, enerji nakil yollarını ve okyanus ticareti tröstlerin tekelci mekanizmasının dışına çıkarmaktır. İşte tam bu noktada jeopolitik devreye girmektedir. Üç ülke, Türkiye, İran ve Mısır birlikte hareket ederlerse mevcut dünya düzeninin çarkları durmak zorunda kalır. Bu ülkeler arasındaki ikili kombinasyonlar bile dengeleri değiştirmek için yeterlidir.

İslam Birliği’nin nüvesi olacak şekilde; Türkiye, İran, Mısır birlikteliğinde ya da İran-Mısır, Türkiye-Mısır, İran-Türkiye birlikteliklerinde;

1- İki okyanus, üç kıta, sekiz deniz arasında geçişin kontrolü İslam coğrafyası lehine değişir.

2- Enerji kaynakları ve enerji nakil yollarının kontrolü bölge ülkelerinin eline geçer.

3- 250 ya da 160-170 milyonluk bir nüfus artı en az 1 milyarlık bir nüfus potansiyelini yanına çeker.

4- Petrol, doğal gaz, madenler emperyalizmin bir silahı olmaktan çıkar.

5- Bu ülkelerin tarihi birikimi yeni bir dünyanın kurulma sürecini hızlandırır.

6- Bu ülkelerin kültürel birikimi Müslüman-gayrimüslim unsurların birlikte yaşama kabiliyetini artırır.

7- Farklı inanç ve farklı mezheplerin birlikte yaşayabilmesi dünya barışını hızlandırır.

8- Tatlı su tüm insanların hayrına kullanılır, kapitalizmin bir silahı olmaz.

9- Bu ülkelerin sahip olduğu iklim çeşitliliği tarım ve hayvancılık potansiyelini arttırır.

10- Bu ülkelerin genç nüfus yapısı çalışma hayatına ve üretime dinamizm getirir.

11- Çok dilli, çok alfabeli yapı hem ticarî kabiliyeti hem de kültürel birikimi hızla artırır.

12- Orman zenginliği, ekolojik çeşitlilik korunur ve gelişir, doğayla barışık şehirleşme, taş ve ahşaba dönüş gerçekleşir.

13- Alternatif enerji programları için fırsat oluşur.

14- Caydırıcı enerji programları ve savunma çalışmaları ambargolardan etkilenmeden yürütülür.

15- Terör ve çatışma ortamına son bulur, temel hak ve hürriyetler doğal bir kazanım olur.

16- Irkçılık ve mezhepçilikten uzak dönüşümlü temsil yoluyla birçok problem çözülür.

Sonuç:

Biz insanlığın böyle bir dünyaya mahkum olmadığına bu düzenin değişebileceğine, yeni ve adil bir dünyanın kurulabileceğine inanıyoruz. İnsanlık, sömürü çarkını keşfettiğinde, batılın temel taşlarını sorgulamaya başladığında bu “köle düzeninin” direkleri çökecektir.

Hasan El-Benna; “Siz emperyalizmi ruhlarınızdan atın o sizin topraklarınızdan uzaklaşacaktır.” Diyor. Malik bin Nebi’nin “sömürülebilirlik potansiyeli” derken kastettiği şey de budur. 

Biz sömürgecilerin, siyonizmin güçlü olduğuna kesinlikle inanamayız. Tağutların hile düzeni pek zayıftır. (Nisa Suresi 75-76. Ayetler)

Bu sömürü düzenini, Siyonist ırkçı emperyalizmi ayakta tutan onların sahip olduğu güç ya da servetleri değildir. Onları ayakta tutan mazlumların, mağdurların, mustazafların bu düzeni sorgulamıyor oluşudur.

Müslümanların Siyonist ırkçı emperyalizme karşı birlikte hareket etme kabiliyetleri; etnik, mezhepsel ayrılık ve düşmanlılarla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Ama biraraya gelebilir, sömürü düzenine karşı bu düzene itirazı olan herkesle birlikte hareket edebiliriz. Bize özgü bir kalkınma mümkündür. Yeni bir dünya mümkündür.

Sisteme entegre olarak varılacak bir menzilimiz yoktur. Gençler “Ben nasıl olur da dünyada hüküm süren bu vahşi kapitalizmin ortadan kalkmasına yardımcı olurum diye düşünmelidirler.

Gençler birbirlerini dışlamamalıdırlar. Dünyadaki açlık ve yoksulluğun sebebi, haksızlık ve zulümlerin mimarı kulağı küpeli delikanlılar, kıyafetine dikkat etmeyen genç kızlar değildir. Onlar olsa olsa bu bozuk düzenin kurbanı olabilirler.

Bir genç için en büyük tehlike, kalbindeki iyilik, güzellik ve merhameti yitirmesidir. Bir genç bunları yitirip sömürü düzeninin ön koltuklarında yer bulma derdine düşmüşse o genç; insan olma erdemini yitirmeye başlamış demektir. Adil olmadığımız sürece İslami olamayacağımızı öğrenmeliyiz.  

Şahıslara düşmanlık beslenmez. Biz firavunlara değil piramitlere yani firavunun düzenine düşman olmalıyız. Bir kimse firavuna karşı ise bilin ki o, firavunu devirip yerine firavun olmak istiyordur. Biz sisteme, piramitlere, insanlığı ezen sömürü çarkına düşman olmalıyız.

Allah’a emanet olunuz.

 


[1] Tirmizi, ilim, 16.

[2] Müsned, II, 400

[3] Hucurat Suresi 13. Ayet

 

YAZAR HAKKINDA
Suat Sezer
Suat Sezer
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN