Abone Ol

“ŞEKERİN TARİHİ İNSANLA, NBŞ’NİN TARİHİ KÜRESEL OLİGARŞİYLE ÖLÇÜLÜR!”

“ŞEKERİN TARİHİ İNSANLA, NBŞ’NİN TARİHİ KÜRESEL OLİGARŞİYLE ÖLÇÜLÜR!”
İnsanlığın tatlı lezzet tarihi bal ile başlamıştır. Bu bilgiye, İsveç ve İspanya’da bazı kayalar üzerine çizilmiş resimlerden elde edilmiş bulgulardan ulaşmaktayız. İnsanoğlunun on binlerce yıldır yabani arılardan bal elde edebildiğini bu resimler göstermektedir. Balın bu hükümdarlığını MÖ. 510 yılında kaybettiğini de bize yine yazılı kaynaklar aktarmıştır. Balın rakibi ise bir bitki olmuştur. Bu bitki şeker kamışıdır…

 İnsanlık tarihinde şeker, ilk olarak şeker kamışı ile keşfedilmiştir. Şeker insanoğlu arasında her zaman ki gibi bir güç ve çıkar savaşına dönüşmüştür. Şekerin anavatanı olarak Doğu ve Güneydoğu Asya kabul edilmektedir. İlk başta insanlar kamışı çiğneyerek şekerinin tadını alıyorlardı. Şeker konusundaki net belgeler MÖ. 510 yılına dayanmaktadır. O tarihlerde Hindistan’a sefer yapan Pers İmparatoru Darius, İndus Nehri boyunca şeker kamışı yetiştirildiğini ve halkın bunları gıdaları tatlandırmak için kullandıklarını gördü. O zamana dek gıdalarını tatlandırmada bal kullanan Pers halkı şeker kamışına “arı olmadan bal üreten kamış” adını verdiler. 200 yıl sonra bu defa Büyük İskender “kutsal kamış” adını verdiği şeker kamışını beraberinde götürerek, şekeri Akdeniz ülkelerine ve Afrika’nın doğu kıyılarına tanıttı. Hindistan halkı, MS. 350 yıllarında şekeri nasıl kristalize edebileceklerini keşfetti.

Müslümanlar ise MS. 7. yüzyılda İran’a fethe geldiklerinde şeker kamışı ile tanıştı. Nasıl yetiştirildiğini ve nasıl şeker elde edildiğini öğrendiler. Fethettikleri Kuzey Afrika ve İspanya gibi ülkelere de bu bilgilerini aktardılar. Müslüman girişimciler 8. ve 13. yüzyıllar arasında şeker üretim tekniklerini büyük ölçekli sanayiye dönüştürdüler; ilk büyük ölçekli şeker imalathanelerini, rafinerilerini, fabrikalarını ve üretim alanlarını oluşturdular. Fetihler ve diğer ülkelerle artan ticarî ilişkiler vasıtasıyla şeker kamışı Suriye, Mısır, Rodos, Kıbrıs, Kuzey Afrika (Fas ve Tunus) ve Güney İspanya gibi pek çok yere ulaştı. Müslümanlar, şeker kamışını 15. yüzyılda İspanya ve Portekiz’e kadar yaydılar. Geliri yüksek bir bitki olması dolayısıyla her iki ülke şeker kamışı yetiştirebilecekleri yeni yerler aramaya koyuldular. Şeker bu bakımdan yeni keşiflerle yeni kıtalar gezmeğe başladı. Şeker üretimi İngiliz, Fransız ve Hollanda ile Avrupa’da, Amerika ile diğer kıtalarda tamamıyla ihracata yönelik olarak yapılıyordu ve yerli halkın tamamı kamış tarımı amacıyla bu şekilde istihdam (köle!) edilmekteydi.

Amerika’nın işgalinden sadece 28 yıl sonra 1520 yılında, Antillerin bir adası olan St. Thomas’da altmıştan fazla şeker fabrikası kuruldu. 1540 yılında Brezilya’nın güneyinde bulunan Santa Catarina Adası’nda şeker fabrikası sayısı 800’ü, Latin Amerika’nın kuzey kıyılarında yer alan ve şimdiki Guyana’nın içinde kalan Demarara ve doğusundaki Surinam’daki fabrika sayısı ise 2 bini bulmuştu. 1550 yılına kadar küçük ölçekli fabrika sayısı 3 bini bulmuştu.

Bu gelişmeler beraberinde o güne dek görülmemiş ölçüde dökme demirden yapılmış aletlere, kaldıraçlara, millere ve diğer mekanizmalara olan talebi arttırdı. Şeker üretiminin büyümesiyle birlikte kalıp yapımı ve demir dökümü gibi uzmanlık gerektiren ticaret Avrupa’da hızla gelişti. Büyük ölçekli şeker fabrikalarının kurulmaya başlanması, 17. yüzyılın başlarından itibaren yaklaşmaya başlayan sanayi devriminin gereksinim duyduğu teknolojinin de gelişmesini sağladı. Şeker aynı zamanda içinde şeker kullanılan gıda maddelerinin de sanayilerinin gelişmesini sağladı.

Amerika’nın Avrupa kolonilerinin kurulduğu bölgeleri ile Karayipler dünyanın en büyük şeker kaynağı oldu. Sanayi gelişip daha fazla işçiye ihtiyaç duyulunca tarlalarda çalıştırılmak üzere Afrika’dan köleler getirildi. Bu yönüyle şeker aynı zamanda kölelik sisteminin de ortaya çıkmasına neden oldu. Köle işçiliği üretim maliyetlerinin düşmesini ve fiyatların Doğu’dan ithal edilen kamış şekeri fiyatlarının çok daha altında oluşmasını sağladı. Şeker tarımı öylesine kazanç getiriyordu ki, insanlar şekere “beyaz altın” adını taktılar. Şeker kamışı tarlası olanlara da altın tarlası varmış gözüyle bakılmaya başlandı. Ücretsiz kölelik 1800’lerde kaldırıldı (1833’te İngiltere’de, 1863-65 Amerika’da) ve artık köleler isimlerini ücretli olmalarından kaynaklı işçilere bıraktı…

Avrupa şeker kamışıyla tanışmadan önce diğer ülkelerde olduğu gibi tatlandırıcı olarak bal kullanıyordu. Avrupa’da ilk kamış şekerini tadabilenler MS 11. yüzyılda birinci Haçlı Seferi’ne katılmış olan askerlerdi. Hatta Alman Şövalyeleri 12. Ve 13. yüzyıllarda kutsal topraklarda şeker kamışı ticareti ile de uğraştılar. İkliminden dolayı İngiltere’de şeker kamışı yetiştirilemiyordu. İngilizler 1655 yılında İspanya’dan Jamaika ve Batı Hint Adaları’na götürdükleri şeker kamışı ile şeker sanayiyle daha yakından ilgilenir oldular. İngiltere’de 1750 yılında 120 şeker rafine fabrikası vardı ve şeker kamışından yılda 30 bin ton şeker üretebiliyorlardı.18. yüzyılın sonlarında şeker üretimi tamamen makineleşmeye başladı. İlk olarak 1768 yılında Jamaika’da bir şeker fabrikasında buhar makinesi kullanılmaya başlandı ve kısa süre sonra ısıtma prosesi kaynağı olarak da ateşin yerini buhar aldı.

Dünyada tüm bu süreçler yaşanırken şeker pancarının henüz şeker kaynağı olduğu bilinmiyordu; gıda ve hayvan yemi olarak yetiştiriliyordu. Bir Fransız ziraatçısı ve döneminin ünlü bir tiyatro oyunu yazarı olan Oliver de Seddes 1575 yıllarında beyaz pancarı kaynatınca çok tatlı bir şurup elde edilebildiğini tespit etti. Ancak çalışmalarını daha ileri götüremedi. İlk olarak, Alman kimyacı Andreas Sigismund Marggraf pancarı analiz ederken bu ürünün kristalleşen ve son derece tatlı bir madde içerdiğini 1747 yılında fark etti. Marggraff, pancarda bulduğu maddenin şekere benzemekle kalmayıp kamıştan elde edilen şekerle aynı olduğunu, şekerin pancardan da kamıştan olduğu gibi kazanabileceğini ispat etti. Bu tarih şeker pancarının ilk kez şeker kaynağı olarak tanımlandığı tarihtir. Marggraf’ın bu çalışmasını Fransız öğrencisi Carl Achard daha da geliştirdi ve dünyanın ilk pancar şekeri fabrikasını 1802 yılında Aşağı Silezya’da kurmayı başardı.

Fransa ile İngiltere arasında 1793-1815 tarihleri arasında yapılan Napolyon Savaşlarına kadar Avrupa ana şeker kaynağı olarak kamış şekerini kullanmaya devam etti. Bu dönemde İngiliz Donanması, Fransa’nın başta kamış şekeri olmak üzere mal ithalatını önlemek amacıyla limanlarını ablukaya aldı. Böylelikle Avrupa kıtasına şeker girişi durdu. Bu andan itibaren kamış şekerinin yerini alması amacıyla Avrupa’da şeker pancarı tarımı çok hızlı bir şekilde yayılmaya başladı. Avrupa’nın ikliminde son derece iyi yetiştiği görülür görülmez pancar şekeri kamış şekerine rakip olmaya başladı ve 1880’lerde Avrupa’da pancar, şekerin ana hammaddesi durumuna geldi. Günümüzde Almanya, Fransa, Polonya, İspanya ve İtalya dünyanın en önemli pancar şekeri üretici ülkeleri arasında yer almaktadır. Avrupa’da şeker pancarı tarımı hızla yayılırken İngiltere’nin şeker pancarına olan ilgisi Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) esnasında başladı. Savaşta Alman denizaltıları ticaret gemilerini batırmaya başlayınca İngiltere’nin kamış şekeri temini hızlı bir düşüş gösterdi. İngiliz hükümeti çiftçileri şeker pancarı yetiştirmeleri için teşvik etti. O tarihten beri İngiltere şeker ihtiyacının önemli bölümünü pancardan üretmektedir ve dünyanın en büyük pancar şekeri üreticilerindendir.19. yüzyılın ikinci yarısından sonra pancar şekeri sanayinin geliştiği Almanya, Fransa, Avusturya, Macaristan, Rusya, Belçika ve Hollanda’dan sonra 1876 yılında Romanya’da, 1880 yılında İsveç ve Danimarka’da, 1898 yılında ise Bulgaristan ve İspanya’da ilk şeker fabrikaları kuruldu.

Türkiye’de ise pancar şekeri fabrikası ilk ciddi teşebbüsünü Uşak'lı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi tarafından başlatılmıştır. İlk fabrika Mustafa Kemal’in destek ve teşviki ile 06 Kasım 1925’te temeli atılan 17 Aralık 1926 yılında hizmete açılan Uşak şeker fabrikasındır. İlk pancar şekeri üretimi ise 22 Aralık 1925 tarihinde Alpullu Şeker fabrikasının temeli atılarak on bir ayda fabrikanın montajı bitirilmiş ve 26.11.1926 tarihinde fabrika işletmeye açılarak ilk şekerini üretmiştir. Bu bakımdan ilk fabrika Uşak olmasına rağmen ilk şeker Alpullu’da üretilmiştir. Son pancar şekeri fabrikası ise 2001 yılında hizmete giren Kırşehir şeker fabrikasıdır. Toplamda Cumhuriyet tarihi boyunca 33 pancar şekeri fabrikasına sahip olan ülkemiz, 2002 yılından itibaren kendi öz varlıklarını ve katma değerlerini tüketmeye başlamıştır.

Yukarıda kısaca anlattığımız şekerin tarihini dikkatle okuduğumuzda ülkemizin son yıllarda artarak devam eden ekonomik sorunları yanı sıra sömürünün, kapitalizmin ve küresel oligarşinin tahakkümüne nasıl girdiği ve nasıl kurtulacağını daha iyi anlamaktayız. Biz bu konuya sadece bir pancar bitkisi ve üretimi mücadelesi olarak bakarsak ciddi bir yanılgıya düşmüş oluruz.

Bakınız 2002 yılından itibaren küresel oligarşi, ülkemizin dünya gıda üretimini etkileyecek potansiyelini resmen kontrol altında tutmak için tarımda işgal politikalarına hız vermiştir. Gerek dünya gıda örgütü gerekse diğer uluslararası örgütler, tröstlerin resmi distribütörü gibi çalışmaktadır. Dünyada olan biteni anlamak için bu örgütlerin faaliyetlerini dikkatle takip etmek yeterlidir.

Dünya gıda devlerinden Cargill, ülkemize bu faaliyetlerin bir aracı olarak girmiştir. Cargill bir rockefeller kuruluşudur. Ülkemize ilk olarak 1960 yıllında bir ortaklık ile giriş yapmıştır. 2002 yılına değin tarım sektöründe mısır öğütme fabrikaları kurarak büyürken Cargill tohumculuğu Monsanto’ya bırakarak gıda konusundaki çalışmalarına hızla kartelleşerek devam etmiştir. 2002 yılında Ülker grubu ile %50 eşit hisseli ortaklık kurmuştur. İşte bu ortaklık Cargillin ülkemiz gıda tekelindeki miladı niteliğindedir. Dönemin ABD başkanı George W.Bush “Bu şirketin sorunlarını çözün” talimatıyla kapıların sonuna kadar açıldığı bu küresel gıda oligarkının faaliyet alanı sadece gıda değildir. Ama ilk olarak gıda girdilerinde küresel gıda politikalarında önündeki en büyük engellerden biri ve ülkemizin en önemli tarımsal değerlerinden olan pancarı kendine hedef olarak belirlemiştir. Cargill ülkemizdeki bu hızlı büyümesini yasal değişikliklerle uluslararası anlaşmalara borçludur. Orta Doğu, Türkiye ve Kuzey Afrika pazarlarına Cargill Türkiye oluşumu ile başlamıştır. Türkiye’de gıda sektöründeki markaları satın alarak alan genişletirken son tahlilde gıda, kozmetik, yem ve ilaç sanayi başta olmak üzere birçok sektörde tekelleşmeye doğru ilerlemiştir. Tarım bir ülkenin bağımsızlık mücadelesinin adıdır…

Tarımda üretilen her ürün kendi başına bir güçtür. Etkilediği alt ve üst sektörler düşünüldüğünde bir zincir halinde milyonlarca canlının hayatını etkileyecek böyle bir güç nasıl olurda oligarkların insafına bırakılabilir?

Dünya şeker tarihine bakıldığında insanlık tarihini her açıdan etkileyen ve şeker hammaddesine alternatif pancar gibi bir üretim silahını elinde bulunduran ülkemiz, böyle bir nimeti nasıl olurda kendi elleri ile bütün insanlığı kontrol altında tutmak için her türlü köleleştirme araçlarını kullanan bu güce teslim edebilir?

Sadece pancar üretimi genel çerçeveden değerlendirildiğinde bile konu, gıda güvencesi, gıda güvenliği, çiftçi geliri, sürdürülebilir tarım politikaları ve pancardan elde edilen şeker sanayi açısından birçok başlığa sahiptir. Zira pancar ve şeker üretimi, katma değer yaratma oranı yüksek, istihdam sağlayan bir alan olmasının yanında diğer tarım ürünleri ve hayvancılığın gelişmesinde de önemli bir role sahiptir. Pancar üreten diğer ülkeler tarafından pancar, sadece şeker üretmek üzere kurgulanmış politikalar olarak değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik hayatın gelişmesine katkıda bulunan ve insan sağlığını yakından ilgilendiren bir politika yaklaşımını içinde barındırmıştır. Buna rağmen ülkemiz pancara gerekli önemi gösterememektedir. Türkiye’de 3 milyar dolarlık katma değer yaratan böyle bir sektörün geleceği aslında çiftçisinden işçisine, yan sektörlerdeki çalışanlardan tüketicisine kadar 80 milyonu yakından ilgilendirmektedir.

Şeker pancarına kısa başlıklarla şöyle bakalım:

-Bir dekarı yaklaşık 10 iş gücü istihdam sağlar. Çapa ve hasat dönemlerinde 250.000 topraksız, az topraklı ve işsizlere 100 gün süre ile istihdam sağlar. Yılda yaklaşık 350 bin aile tarımını yapmakta ve fabrikalarda da 30 bin kişiye istihdam sağlamaktadır. Ekim sahalarının yüzde 40'ında aile içi iş gücü değerlendirilir.

-Aile içi ve/veya aile dışı iş gücü kullanılarak yapılan 30 dekar pancar tarımı tarımda 1 tam istihdam sağlar. Bakım ve hasat işlerinde makine kullanılan 48 dekar pancar tarımı ile tarımda 1 ton 400 dekar istihdam sağlanırken, makine kullanılan bir mısır tarımında 1 tam istihdam sağlar, 800 dekar buğday tarımı tam istihdam sağlar. Ülkemizde Mısır ve Buğday tarımı mekanize olmuştur.

-Endüstri bitkileri içinde sağladığı katma değer bakımından 2. sırada yer alır.

-Kendinden sonra ekilen hububatta yüzde 20 verim artışı sağlar.

-Baş ve yapraklarının toprakta bırakılması halinde dekara 4 Kg. saf fosfat, 15 Kg. saf potasyuma eşdeğer besin maddesi sağlar.

-Yılda yaklaşık 25 milyon tonluk taşıma hacmi sağlayarak, taşıma sektörüne büyük bir pazar oluşturur. Sulama suyu arayışlarını teşvik ederek yeraltı ve yer üstü su kaynaklarından istifade imkânını artırır.

-Toplam 74 İl ve yaklaşık 7000 yerleşim biriminde ve ülkemizin Ege-Batı Karadeniz-Doğu Karadeniz-Akdeniz ve Güneydoğu bölgeleri haricinde kalan bütün sulanır alanlarında tarımı yapılır.

-1 dekar şeker pancarı yan ürünü olan pancar posası, pancar baş ve yaprağı ve melasın hayvansal besin değeri 500 kg arpaya eşdeğerdir. Bir dekar şeker pancarı ekmekle aynı tarlaya 2 dekarda arpa ekilmiş kabul edilebilir.

-Şeker pancarının fabrikada işlenmesi sonucu elde edilen melas, maya sanayisinin ana hammaddesidir. Melastan üretilen maya 80 ülkeye ihraç edilerek döviz girdisi sağlar.

-Bir dekarının fotosentez yoluyla havaya verdiği oksijen, 6 kişinin bir yılda tükettiği oksijene eşdeğer olup, aynı orman alanından 3 kat fazla oksijen üretir. Bu nedenle iyi bir çevre dostu, tarımının yapılması zorunluluk arz eden önemli bir endüstri bitkisidir.

-Şeker pancarından elde edilen etanol maddesi ile araba motorlarında benzin yerine kullanılabilir.

-1 dekar şeker pancarının şeker fabrikasında işlenmesi süresince fosil kaynaklı yakıt kullanılırsa havaya verilen karbondioksit gazının 26 katı oksijeni, atık su ile oluşturulan kirliliğin arıtımı için ihtiyaç duyulan oksijenin 48 katını, fotosentez ile havaya vermektedir. Şeker pancarı her bakımdan çevre dostu bir bitkidir.

Şeker pancarı şekerin hammaddesi olarak kullanılmadan önce asırlardır sağlık açısından insanlar tarafından tüketilmiş ve bu hali ile insan sağlığına pozitif katkısı yanında ilaca olan bağımlılığı da azaltacak katkıya da sahiptir.

-Hazmı kolaylaştırır ve iştah açıcı özelliği vardır. Mide ağrıların ve yanmalarına iyi gelir.

-Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar, idrar söktürücü özelliği vardır, verem ve kanser hastalığına iyi gelir, sakinleştirici özelliği vardır, tansiyon düşürücü etkisi vardır.

-Anemi hastalığına iyi gelmektedir.

-Karaciğerlerin düzenli çalışmasını sağlar.

-Kolesterol hastalığına iyi gelmektedir.

Küresel oligarşinin insanı kontrol altına almak için giriştiği bu vahşi zulme insanlık onuru ve geleceği adına hepimiz dur demek zorundayız. Meseleyi mümkün olduğunca birçok açıdan değerlendirmek ve anlamak zorundayız. Asıl amaç insanı kontrol altına alacak onu köleleştirecek yoksunluğu oluşturmak ve ardından ihtiyaçlarını bu sistemin arzu ettiği şekilde ve miktarda insana sunmaktır. İnsan açlık ve ölüm korkusu ile kontrol, su ve gıda ile terbiye edilir. Dünyada Allah tarafından insanı sunulan bu sınırsız gıda çeşitliliği küresel sistemin işleticileri tarafından mümkün olduğu kadar azaltılarak, azaltılan ürünlerin kontrolü üzerinden insanı bu sistemin çarkında öğütmektedir. Örnek olarak bu gün mısır ve soya, market raflarında her çeşit gıdadan ilaca, kozmetikten ambalaja, kırtasiyeden konfeksiyona kadar birçok ürünün hammaddesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Raflarda ne görürseniz görün aslında o gördüğünüz şey mısır ve soyanın dönüşmüş halidir…

Şimdi lütfen bir düşünün!

İnsanın yeryüzündeki bütün ihtiyaçlarını mısır ve soyadan karşılayabilecek bir hastalıklı ruha sahip bu küresel vampirlere diz çökülür mü?

Elbette hayır!

Not: Şekerin tarihi için Wikipedia kaynak olarak alınmıştır.

YAZAR HAKKINDA
Mehmet Harputluoğlu
Mehmet Harputluoğlu
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN