Abone Ol

İRAN’DAKİ GÖSTERİLERİN EKONOMİ-POLİTİĞİ

İRAN’DAKİ GÖSTERİLERİN EKONOMİ-POLİTİĞİ
İran’daki gösteriler aceleci bir okumaya tabi tutmadan teenniyle değerlendirildiğinde medyadaki genel eğilimden daha tutarlı bir sonuca ulaşmak mümkün. Gerek dünya medyası gerekse ülkemizdeki basın yayın organlarındaki hâkim yaklaşım genelde rejim düştü düşecek noktasındaydı. Ancak gösterilerin çok kısa sürmesi, medyada yaratılan havanın ne kadar suni, ne kadar altı boş olduğunu bizlere gösterdi. Başta ABD ve bölgesel müttefikleri olmak üzere 2009 yılındaki gösterilerin boyut ve çapına benzer bir sarsıntının meydana geleceğine umut beslemiş olanların büyük hayal kırıklığı yaşadığı da ortaya çıkmış oldu.

İran ekonomik gerçekleri

Elbette, protestoların hiçbir haklı nedene dayanmadığını ya da İran’da ekonomik ve siyasi olarak ciddi sorunların var olmadığını iddia ediyor değiliz. Dünyanın hiçbir yerinde bir ayaklanma nedensiz ortaya çıkmaz. Ayaklanmalar genelde bizim tasavvur ettiğimizden daha komplekstir, bize sunulandan çok daha karmaşıktır. Bazen siyasi taleplerle ekonomik talepler iç içe geçmiştir, bazen devletin işleyiş mekanizmalarına yönelik bir itiraz söz konusu olabilir. Bazense yıllar boyu birikmiş, rehabilite edilmemiş sorunların birikimi ve bunun halk-devlet ilişkilerindeki aşındırıcı etkisi söz konusudur.

Ancak İran’daki ekonomik ve sosyal sorunlar benzeri birçok Arap ve İslam ülkesinde ama özellikle de ülkemizde bulunmaktadır. Bir an için gösterilerin nedeninin ekonomik olduğunu düşünelim. 2017 verileri itibarıyla bakıldığında İşsizlik oranının Türkiye ile benzeri bir noktada olduğunu, (İran %12.7, Türkiye %11.1), aynı şeyin enflasyon oranları (Türkiye %12, İran %7.5) ve büyüme seviyesi (İran %7, Türkiye %7) noktasında da geçerli olduğunu söylemek mümkün.

Dolayısıyla ekonomik göstergeler açısından bakıldığında İran’daki sorunların hemen hemen gelişmiş ülkeler hariç dünyanın geri kalanıyla benzerlik arz ettiğini söyleyebiliriz. Hatta genç işsizlik oranında bile İran’ın durumu Türkiye’den farklı değil. (Türkiye %19.8, İran %20). [1] Her iki ülkeni resmi verileriyle bağımsız kurumların yaptığı araştırmalar arasında farklar var ancak bu farkın analizin boyutlarını etkileyecek ölçüde olmadığı aşikar.[2]

Bu tabloya ambargonun İran ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkileri eklenmiş değil. Her ne kadar 2015 yılındaki 5+1 ülkeleriyle yapılan nükleer anlaşmanın ardından yaptırımlarda belirli ölçüde azalma yaşansa da halen birçok alanda bu yaptırımların sürdüğünü belirtmek lazım. Örneğin sadece ABD’nin değil onunla ticaret yapan her ülkenin uymak zorunda kaldığı ambargonun ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerine bir göz atmakta fayda var.

“Özellikle ihracatının % 80’i petrole bağımlı olan İran’ın uygulanan yaptırımlar nedeniyle kaybı bir yıl içinde 15 milyar $’dan fazladır. Aynı şekilde ana ithalat kalemleri olan endüstri malzemeleri, gıda maddeleri ve teknik hizmetlerde İran’ın kaybı 10 milyar $’a yaklaşmaktadır. Bunun yanı sıra, petrol dışındaki ihracatının herhangi bir düşüş kaydetmemesi (ve hatta bir miktar yükselmiş olması) İran ekonomisinin petrole bağımlı yapıyı kırması halinde ekonomik anlamdaki kısır döngünün önüne geçebileceğini göstermektedir. Aynı şekilde, %.50.6’lık pay ile sektörel dağılımda ilk sırada yer alan hizmetler sektörü ve % 38.4’lük pay ile ikinci sırada yer alan sanayi sektörü neredeyse tamamen devlet denetimindedir ve İran’ın nükleer çalışmalarından mütevellit söz konusu sektörlere uygulanan yaptırımlardan doğrudan etkilenmiştir.”[3]

Öte yandan sosyal devlet gereği İran’da yönetim, yok denecek kadar az vergi gelirine sahip olmasına rağmen dar gelirli kesimlere özellikle de hane halkına birçok alanda ciddi destek vermektedir. Toplanan vergiler toplam gelirler içerisinde sadece %6’lık bir paya sahip olduğu halde yönetim, evlerde tüketilen elektrik, doğalgaz ve suyu sübvanse ederken öte yandan da küçük ve orta ölçekli işletmeleri teşvik etmek amacıyla hammadde ve teçhizat sağlamaktadır.[4]

Ayetullah Ali Hamaney’e yakın muhafazakârlar yoksul halk kesimlerine yönelik sübvansiyonların sürdürülmesini savunurken İran’da neo-liberal politikaları savunanlar reformistler ise bu sübvansiyonlara doğal olarak karşıdır. Muhafazakârların bir kanadını temsil eden ve yakın bir dönemde cumhurbaşkanlığı sırasında halkın bütün kesimlerini kapsayan pahalı ve iktidarı zorlayıcı genel sübvansiyonlar yerine doğrudan ihtiyaç sahiplerine kişi başı yapılan 100 dolar nakit yardım bunun en tipik örneğidir. Reformistler içerisinde de farklı düşünenler vardır elbet ancak bu çizgi içerisindeki genel eğilimin zihin dünyasında sübvansiyonlara yer olmadığını, sosyal ve ekonomik adalet meselesinin ekonomik dönüşümler ve reform hedeflerinin gölgesinde kaldığı söylenebilir.

Öte yandan Mete Gündoğan’ın da ifadesiyle muhafazakârlar ekonomik anlamda farklı alternatiflere daha açıktır. Reformistler neoliberalizmi ve kapitalist ekonomi biçimini alternatifsiz bir ekonomik yapı olarak görürken muhafazakârlar ise alternatif olabileceğini dahi sorgulamaktadır. Bu yönde yapılan tartışmaların Türkiye’ye neredeyse hiç yansımadığı açık bir gerçek. Muhafazakârların sorunu, kapitalist ekonomi biçimini eleştirmekle birlikte tam olarak ne yapacaklarını bilememeleridir.

Dolayısıyla gösterilerde ortaya konan tepkinin bir kısmının doğrudan rejime ve onun sembollerine yöneldiği gerçeği bir yana, yukarıdaki ekonomik tabloyla birlikte düşünüldüğünde tepkinin büyük bölümünün aslında Ruhani’nin vaad ettiği ekonomik dönüşümlerle ilgili bazı alanlarda oldukça başarılıyken diğer bazı alanlarda ise göreli başarısızlıkla ilgili de olabilir ve muhtemelen de öyledir.

Ruhani yönetiminin artı ve eksilerini değerlendirme babında, enflasyondaki artış eğiliminin önüne geçilmesi, büyüme oranlarının istenilen noktaya gelmese bile gözle görülür bir artış kaydetmesi ekonomi yönetimine yöneltilen eleştirilerin bütünüyle doğruyu yansıtmadığını bizlere göstermekte. 2013’te Ruhani işbaşına geldiğinde %40 civarında olan Enflasyon oranı 2016 yılında %7.5’e gerilerken büyüme oranı ise 2013’te %5.8’den şimdilerde %7’ye çıkmış durumda.

Ancak 2017 verileri itibarıyla bakıldığında işsizlik için aynı pozitif tablo geçerli değil. İşsizlikte 2013’ten bu yana küçük bir olumlu düşüşün dışında değişen yok. 2013’te %14 olan işsizlik 2016 yılı itibarıyla %12.7 seviyesine gerilemiş. Ancak bu işsizliğin genç ve üniversiteli işsiz olması, gösterilerdeki tepkinin ve ortaya konan şiddet dozunu kısmen açıklar nitelikte olabilir. 

Bütün bu veriler ortadayken İran’da halkın diğer dünya ülkelerinden çok kötü bir durumda olduğunu söylemek hiç de gerçekçi bir yaklaşım olmaz.  Elbette sorunlar vardır ancak birincisi bu sorunlar aşılamaz sorunlar değildir, ikincisi önceki dönemlere nazaran ciddi bir iyileşme söz konusudur, üçüncüsü ekonomik yaptırımlar gibi son derece somut ve devasa etkileri olan bir konuyu göz ardı ederek ekonomiye ilişkin bir şey söylemek mümkün değildir. Yaptırımların ekonomi üzerindeki tahripkâr etkisini yok sayan her analiz havada kalacaktır.

Özgürlükler sorunu

Dünya medyası, Meşhed ve Kum’da başlayan gösterileri,  bilinçaltında diktatör rejim-özgürlüğe susamış göstericiler dikotomisini gayet ustaca kurmayı başardı. İran’daki sosyal medya yasakları ve eski Cumhurbaşkanı ve başbakanların zorunlu göz hapsinde tutulması gibi bir takım politik tutumlar da söz konusu algıyı besledi. Ancak gerçekten talepler rejim değişikliğiyle mi ilgiliydi yoksa amaçlanan yine mevcut anayasal yapı içerisinde kalınarak sadece karar alıcıların uyarılmasından mı ibaretti?

Her ne kadar son gösteriler birçok açıdan farklılık gösterse de, meseleyi daha anlamlı bir çerçeveye oturtmamızı sağlayacak bir analiz, kısmen 2009 Yeşil hareketinin neden olduğu gösterilerde yatıyor. İçinde her ne kadar farklı unsurlar bulunsa da Hamid Dabashi’nin de belirttiği gibi 2009 hareketi aslında meşruiyet vurgusunu İran’daki mevcut anayasaya referansla yapan, ülkedeki sorunların ancak söz konusu anayasanın sağladığı haklar ve ilkeler etrafında mümkün olabileceğini düşünen, siyasal tasavvurunu bu eksende kurgulayan bir hareketti. İçindeki radikal unsurlar bir yana temelde protestocular, sorunların çözümünü yine karar alıcıların çözebileceklerine inanıyorlar, yönetim biçiminde radikal bir değişim talep etmiyorlardı. Gösteriler boyunca dile getirilen talep seçimlerdeki usulsüzlüklerin giderilmesiydi. Nitekim Yeşil Hareketin liderliğini yapan kişi, devrimden hemen sonra Başbakanlık da yapmış olan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmedinecad’ın rakibi olan Mir Hüseyin Musavi’ydi.

Hem muhalefetin dozu ve şiddeti bakımından hem de gösterilerin çapı ve yaygınlığı bakımından 2009’dan çok daha geride olan bu son olayların da bir takım radikal unsurlar dışarıda bırakıldığı taktirde ilk çıkış itibarıyla 2009’a paralel bir karakter arz ettiğini ifade etmek lazım.

Bu noktada 2009 gösterilerinden farklı olarak son protestolarda İslam Cumhuriyeti’nin dış politikasını hedef alan ve Şah yanlısı bir takım sloganların atılması, bu gösterilerin rejimi doğrudan hedef almış olduğunu düşüncesini akla getirebilir. Gerçekten bu sloganları atanların toplam protestocuların ne kadarı yansıttığını ya da ne ölçüde destek bulduğunu bilmiyoruz.

Kaldı ki Isfahan gibi kentlerde göstericiler arasına Halkın Mücahitleri örgütünün karışmış olma ihtimali çok yüksek, zira Halkın Mücahitlerinin en güçlü olduğu yerlerden biri olarak biliniyor Isfahan. Ahvaz’daki durumun farklı bir özellik gösterdiğini ve bu noktada S. Arabistan’ın özel olarak politik yatırım yaptığı bir alan olduğunu Arap dünyasında bilmeyen yok.

Bir başka önemli nokta ise, son gösterilere katılanların hangi toplumsal tabana ait olduğu meselesi. Göstericiler yoksul kesimden gelen insanlar mıydı yoksa orta ve üst gelir düzeyinden toplumsal kesimler miydi?  Yine elimizde veri yok ancak bazı parametrelerden yola çıkarak gösterilere katılanların hangi toplumsal sınıfın üyesi olduğuna dair bazı ipuçları elde edilebilir. Örneğin, Meşhed’de gösteri yapanların batık bankalarda parası bulunanlar olduğuna dair veri bize bir perspektif sunabilir mi?

Gösterilerdeki şiddet ve kayıplar

İran’daki son gösteriler son derece provakatif saldırıların meydana gelmesi bakımından Venezuella’daki gösterilere oldukça benziyor. Bilindiği gibi Venezuella’da Maduro yönetimini devirmek isteyen göstericiler adam yakma dâhil her türlü yola başvurmuş ve hayatını kaybedenlerin önemli bir bölümü de muhaliflerin saldırıları sırasında meydana gelmişti. Şimdi İran’daki gösterilerin bilançosuna ve insanların hangi olaylar sırasında hayatlarını kaybettiklerine bir bakalım:

Devlet medyası, bir emniyet sözcüsünün, İsfahan yakınlarındaki Necefabad'da açılan ateş sonucu bir polisin öldüğünü, üç polisin yaralandığını söylediğini aktardı. (BBC)

Reuters haber ajansı, Kahderican kentinde yaşanan çatışmalarda bir polis merkezinin ateşe verildiğini duyurdu.

İran devlet televizyonu ve sosyal medyada yer alan haberlere göre protestocular dün gece polis karakollarına saldırdı. (BBC)

Sosyal medyada yer alan görüntülere göre Kehderican kentinde güvenlik güçleri ve bir polis karakolunu ele geçirmek isteyen protestocular arasında sert çatışmalar yaşandı.

Mehr haber ajansının verdiği bilgiye göre ise batıdaki Kirmanşah kentinde protestocular bir polis karakolunu ateşe verdi ancak olayda yaralanan olmadı.[5]

Tarafsız ve hatta İran’daki yönetime karşıt bütün kaynaklar, gösterilerde hayatını kaybeden sivillerin önemli bir bölümünün doğrudan güvenlik güçlerine yaptıkları saldırılar sırasında hayatını kaybettiğini ifade ediyor. Kamuoyunun gözünden kaçırdığı bir başka gerçek ise hayatını kaybedenlerin yarısına yakınının güvenlik güçleri olduğu, Kehderican, Kirmanşah ve Ahvaz bölgelerinde ise karakol ve maliye binalarının muhalifler tarafından ateşe verildiğidir. Bunlar başka yoruma gerek bırakmayacak kadar, açık ve net gerçekler.

Sonuç olarak bakıldığında İran’da ilk çıkışı itibarıyla ekonomik temelli hak arama amaçlı düzenlenen gösterilerin yakma, yıkma ve güvenlik güçlerine yaptıkları saldırılar gibi eylemler nedeniyle meşruiyetine gölge düşürmüş olduğunu görüyoruz.

Barışçıl gösteriler düzenlemek her halkın hakkı olduğu gibi İran halkının da hakkıdır. Hatta barışçıl gösterilerin ülkede yanlış giden bir takım konuların düzeltilmesi ve reformların hızlandırılmasına katkıda bulunacağı için teşvik bile edilmelidir. Ancak hem ülkeye hem de protestoların bizatihi kendisine zarar verecek bir takım eylemlerin talep edilenlerin elde edilmesine hizmet etmeyeceği de açıktır.

 

 

 
[1] Tabii İran’daki resmi verilere göre durum böyle, ILO rakamları İran’daki genç işsizliğin %30’lar civarında olduğun usöylüyor.

[2] Örneğin İran’daki enflasyon oranı resmi verilere göre %7.5 iken gayrı resmi veriler bunun %10 civarında olduğunu ifade ediyor.

[3] Seçkin BERBER, İran’ın Ekonomi Politikası, Yaptırımların Etkisi ve İkilemleri,  Bilge Strateji, Cilt 5, Sayı 9, Güz 2013. S.73.

[4] A.g.e.s.76

[5] https://www.sabah.com.tr/dunya/2018/01/02/son-dakika-haberi-iranda-bilanco-agirlasiyor

YAZAR HAKKINDA
İslam Özkan
İslam Özkan
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN