Abone Ol

Hayretten Letâfete

Hayretten Letâfete
Mevsim yaza yürüdü. Çiçekler bahar günlerindeki endamını, rayihasını kaybetti. Güze kadar direnecekler belli ama kendilerinden çok söz edilmiyor şimdilerde. Gözler alıştı belki de fark edilemiyorlar. Ay’ın hâllerine bakılırsa bir hilâlden diğerine akıp gelmiş bile. Ramazan bir rüya tadını bırakıp yükselmiş göklere. Bayram diye bir sürur bırakarak kapı eşiklerine, çocuk yüzlerine. Kuşlar da bunun farkında olacak, konuyorlar bayram namazı vaktin üstüne.

Daha önemli şeyler söylemem lazım değil mi sevgili okur, dünyanın berbat hâlinden bahsetmeli ve onu kurtarma temrinlerine girmeliyim. Sorumluluklar hatırlatmalı, sizi gayrete teşvik etmeliyim. Yoksa yazının çizinin ne manası var? Çiçekten, böcekten konuşmak,  kuşlardan dem vurmak hangi yarayı sarabilir? Böyle düşünüyorsanız sizi haklı çıkarak bir sürü sebep sayılabilir. Ancak Ahmet Muhip Dıranas’ın ünlü Olivido şiirindeki şu dizelere kulak verirsek büyük iddialarımızın, söylemlerimizin gölgesinde kalan bir özü de hatırlamış oluruz, şifa niyetiyle:

   “Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir

   Kâğıtlarda yarım bırakılmış şiir;

   İnsan, yağmur kokan bir sabaha karşı

   Hatırlar bir gün bir camı açtığını,

   Duran bir bulutu, bir kuş uçtuğunu,

   Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...

   Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.”

Hayatı karartan şeylerden bahsetmekle bir aydınlığa erişmek mümkün olmuş mudur hiç? Karanlığa küfürler savurarak; acıları kanatarak bir devâ bulabildiğimiz vâki mi? Yorgun bir hayır benim cevabım. Burada kaçırılan şey nedir ya da işin aslı? İşin aslı hayret bence, her an insana can veren bir hayret. Derin bir farkındalık ancak hayretle mümkün olabilir. Bizi bu asıldan uzaklaştıran ne peki? Birçok şey sayılabilir lakin en tehlikelisinden söz edelim biz: Hakikati avucunda bulundurma iddiası. Bu iddia hem haddini aşmanın aymazlığını hem de gizli bir kibrin izini taşır içinde. Bu iddianın sahibi için, yanlış düşünüyor olmak ihtimal dâhilinde değildir. Nasreddin Hoca misali herkes onun tuttuğu yeri aramaktadır. Onun bir arayış içinde olması gerekmez. Zaten insanların peşinden koştuğu hakikat onun avucunun içindedir. Bu büyük yanılgı içten içe bir çürümenin sebebidir, ama bunu bu dünyada fark edip hâllerini düzeltenler çok azdır.

İbn-i Arabî’nin, Hz.Peygamber (s.a.v)’in “Rabbim, senin kudretin karşısında hayretimi artır.” duasına telmihen eserlerinin birçok yerinde ifade ettiği gibi hayret fikri, inanan insanın seyrinde sırlı son makam olma özelliği taşır. Ona göre hayret, kendi içinde herhangi bir bilgiden ziyade, ilahî nurun keskinliği karşısında insanın gözlerinin kamaşmasıdır. Hayret, bilgi dairesinin iki ucunu birleştiren sırdır. Aklın aczini ancak hayretin tılsımı öğretebilir bize. Bilememezliğin bilgisidir bu. İlmin zirvesidir.

Modern akıl, tanımlayıcılığı ve dolayısıyla sınırlayıcılığı gereği, insanın şaşkınlığa düşmesini, gözlerinin kamaşmasını matah bir şey olarak karşılamaz. Aksine bunun bir eksiklik olduğunu düşünür. Öngörülemezlik modern düşünce için çok büyük korku kaynağıdır. Bunun için kontrol hissi üst düzeydedir. Gözetleme, denetleme mekanizmalarının insan hayatı üzerinde bu kadar yaygın ve etkin oluşu esasında planlanmış olanın dışında öngörülemez bir durumu engellemeye dönük bir reflekse işaret eder. O sebeple modern insan hayret etmez şok olur. Hayret insana can veren bir âb-ı hayat iken şok olmak insanı donduran, çaresiz bırakan bir şeydir.

Derrida’nın ifadesi ile dünyanın oyununun neşeli tasdikine ne kadar yakın olursak bizi şok edecek hiçbir şey kalmaz ortada. Yaşadığımız olaylar ya da insanların yapıp ettikleri bizi hayal kırıklığına uğratamaz. Hayatı bir letafet arayışı içinde olursak bir anlama kavuşturabiliriz. Büyük söylemlerin, iddiaların bize vereceği bir ufuk olabilir ama bizi o ufka yürütecek olan letafettir. Hayatı güzelleştiren öz, aklın almadığı şeylerde gizlenmiştir. Bunu ancak hayret ile bakanlar görebilirler.

YAZAR HAKKINDA
Orhan Gazi Gökçe
Orhan Gazi Gökçe
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN