Abone Ol

Ensâr İman İlişkisi

Ensâr İman İlişkisi

İmam Buhâri, hocası Ebu’l-Velîd, Şu’be, Abdullah b. Abdullah b. Cebr, Enes (radıyAllâhu anh) yoluyla Hz. Peygamber (sallAllâhü aleyhi vesellem)’in şöyle dediğini rivayet etti:

‏آيَةُ الإِيمَانِ حُبُّ الأَنْصَارِ، وَآيَةُ النِّفَاقِ بُغْضُ الأَنْصَارِ

“İmanın işareti, ensârı sevmektir. Münafıklığın işareti de ensâra kızmaktır.” (Buhari, İman 10. Hadis no: 17)

Ensâr’ı Sevmek İmanın İşâretidir

“Ensâr”ın Arap dilinde kelime anlamı “yardımcılar” demektir. “nasîr (yardımcı)” kelimesinin çoğuludur. Şerîf ve eşrâf kelimeleri ile aynı kalıptandır. Özel anlamlı bir kelimedir. Mekke’li müşriklerin Müslümanlara en şiddetli işkenceleri yaptığı bir dönemde Hz. Peygamberi (sallAllâhü aleyhi vesellem) Medine’ye dâvet eden, şehirlerinin kapılarını İslâm’a açtıkları gibi evlerinin ve gönüllerinin kapılarını da İslâm’a açan, yeryüzünde “tevhid”i ve “şeriat”ı ilk ilan eden, Mekke’den hicret eden Müslümanlarla evlerini ve mallarını eşit olarak paylaşan, dünya tarihinde görülmemiş bir kardeşlik örneği sergileyen, böylece Hz. Peygamber’e ve onun davasına yardım eden “Medine’li müslümanlara” Kur’ân ve Hz. Peygamber tarafından verilen özel bir isimdir. Bu ve buna benzer sebeplerden dolayı “ensâr”ı sevmek, imanın alâmeti kabul edilmiştir. Onlara kızmak, onlardan nefret etmek, onları sevmemek de münafıklığın bir işâreti sayılmıştır.

Ancak ehl-i sünnet uleması, kalbinde “ensâr” sevgisi olmayan bir kimsenin “kâfir” olacağı hükmünü vermemiştir. Bilakis, kalbinde bu sevgi olmayan kimsenin imanının zayıf olduğunu ve kemâle ermediğini söylemişlerdir. Çünkü bir şeyin alâmetini nefyetmek, aslını mutlak olarak nefyetmeyi gerektirmez. Eğer alamet yoksa diğer karinelerle aslının olup olmadığı araştırılır. Eğer diğer karinelerle aslının var olduğu tespit edilirse, alâmet olmadığı için aslın nâkıs olduğu hükmüne varılır. O hâlde, kalbinde “ensâr” sevgisi olmayan bir kimsenin diğer karinelerle imanının olup olmadığı araştırılır. Eğer imanı varsa, bu imanın –ensâr sevgisi olmadığından dolayı- nâkıs (zayıf) bir iman olduğu sonucuna varılır. Tıpkı ışığı zayıf olan bir yıldızı gözlerin göremeyişi gibi. Işığı yok diye yıldızın aslını yok saymak aklen doğru değildir.

Ne var ki burada önemli bir noktaya temas etmek gerekir. Ensârı sevmek, imanın bir işareti kabul edilmesi ve bu sevginin iman ile irtibatlandırılması, ensârı sevmenin dinde ne kadar önemli bir yeri olduğunu gösterir. Ensârın değerini ve faziletini ispatlar.

قَالَ النَّبِيُّ صلّى اللّه عليه وسلّم (‏ الأَنْصَارُ لاَ يُحِبُّهُمْ إِلاَّ مُؤْمِنٌ، وَلاَ يُبْغِضُهُمْ إِلاَّ مُنَافِقٌ، فَمَنْ أَحَبَّهُمْ أَحَبَّهُ اللَّهُ، وَمَنْ أَبْغَضَهُمْ أَبْغَضَهُ اللَّهُ )

El-Berâ b. Âzib (r), Hz. Peygamber (sallAllâhü aleyhi ve sellem)’in şöyle dediğini rivayet etti: “Ensâr’ı ancak mümin (imanlı insan) sever. Onlara ancak münafık kızar. O hâlde, kim onları severse, Allâh da onu sever. Kim onlara kızarsa, Allâh da ona kızar” (Buhari, Menâkıbu’l-Ensâr  4. Hadis no: 3824)

 

عَنْ أَنَسٍ ـ رضى اللّه عنه ـ قَالَ رَأَى النَّبِيُّ صلّى اللّه عليه وسلّم النِّسَاءَ وَالصِّبْيَانَ مُقْبِلِينَ ـ قَالَ حَسِبْتُ أَنَّهُ قَالَ مِنْ عُرُسٍ ـ فَقَامَ النَّبِيُّ صلّى اللّه عليه وسلّم مُمْثِلاً، فَقَالَ (‏ اللَّهُمَّ أَنْتُمْ مِنْ أَحَبِّ النَّاسِ إِلَىَّ )‏ قَالَهَا ثَلاَثَ مِرَارٍ‏.

Enes (r)’ten rivayetle, Hz. Peygamber (sav) ensârdan bir grup kadın ve çocuğun gelmekte olduğunu görünce ayağa kalktı ve üç defa şöyle dedi: “Allâh adına... Siz, insanların bana en sevimli gelenlerindensiniz...” (Buhari, Menâkıbu’l-Ensâr  5. Hadis no: 3831)

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ، عَنْ أُسَيْدِ بْنِ حُضَيْرٍ، أَنَّ رَجُلاً، مِنَ الأَنْصَارِ قَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَلاَ تَسْتَعْمِلُنِي كَمَا اسْتَعْمَلْتَ فُلاَنًا قَالَ (‏ سَتَلْقَوْنَ بَعْدِي أَثَرَةً فَاصْبِرُوا حَتَّى تَلْقَوْنِي عَلَى الْحَوْضِ )   

Ensârdan bir adam “Ey Allâh’ın elçisi! Falanca kimseyi vali tayin ettiğiniz gibi beni de vali tayin etmez misiniz” dediğinde Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurdu:  “Benden sonra devlet kademelerinde bir takım adam kayırmalar göreceksiniz. İşte o zaman, ‘Havz’ın başında benimle buluşuncaya kadar sabredin” (Buhari, Menâkıbu’l-Ensâr  8. Hadis no: 3839)

 Ayrıca ensâr sevgisinin Kur’ân ile de bir irtibatı vardır. Zira ensârı âlemlerin rabbi Allâh (sübhânehû ve teâla) Kur’ân-ı Kerim’de şöyle övmüştür:

“Onlardan önce (Medine) yurdu(nu) hazırlayıp imana (açanlar, yani ensâr), kendilerine hicret eden (muhacir kardeşlerini) severler. Onlara verilen (ganimet)’lerden dolayı nefislerinde bir kıskançlık duymazlar. Kendilerinin çok büyük ihtiyacı olsa bile, onları (muhacir kardeşlerini) kendilerine tercih ederler. Kim kendisini, nefsinin cimriliğinden sakındırırsa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir” (Haşr: 9).

Bu âyet-i kerimede Allâh Teâla, ensârı beş sıfatla övmüştür:

1- İyva: Muhacirleri bağrına basmak, barındırmak. Onlar hicret etmeden önce yurdu (Medine’yi) hazırlamak,

2- İman: Şehrin kapılarını imana açmak. İmanı yurt edinmek. Medine’yi iman merkezi hâline getirmek,

3- Muhabbet: Muhacirleri Allâh için sevmek,

4- Hacet: Müslüman kardeşlerine karşı kalplerinde bir kıskançlık duymamak,

5- İsâr: Kendi ihtiyaçları olsa bile, Müslüman kardeşlerini kendi nefislerine tercih etmek.

Allâh Ensâr ve Muhacirden Râzı Oldu

اَلسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“Muhacir ve ensârdan öne geçip birinci olanlardan ve güzellikle onları takip edenlerden Allâh râzı oldu. Onlar da Allâh’tan râzı oldular. Allâh onlar için, içinde ebedî kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu (tasavvurların ötesinde) büyük kazançtır” (Tövbe: 100).

Allâh Ensâr ve Muhacirin Tövbesini Kabul Etti

Muhacir ve ensâr beşer olmaları yönüyle dünyevî işlerde hata edip günâh işleyebilirler. Günâhsız (masum) değildirler. Ehl-i sünnet inancına göre masum sadece Hz. Peygamber’dir. Zaten İslâm’da aslolan “günâh işlememek” değil, günâhı işledikten sonra pişmanlık duyup tövbe etmektir. Ancak tövbenin kabul edilip edilmediği konusu Allâh’a aittir. Allâh dilerse tövbeyi kabul eder, dilerse cezalandırır. Affedip affetmemek tamamen Allâh’a aittir. Ensâr ve muhacirden başka, tövbesinin kesinlikle kabul edildiği nass ile sabit olan hiçbir Müslüman yoktur. Ensâr ve muhacirin günâhlarının affedildiği ise Kur’ân ile sabittir.

لَقَدْ تَابَ اللهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَ الْأَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَة ِالْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ. إِنَّهُ بِهِمْ رَءُوفٌ رَحِيمٌ.

“Kesinlikle Allâh, peygamberin ve zor zamanda ona tâbi olan muhacir ve ensârın tövbesini kabul etmiştir. Onlardan bir grubun kalbi neredeyse kayacak gibi olduktan sonra (Allâh) onların tövbesini kabul etti. Muhakkak ki O (Allâh), onlara (ensâr ve muhacirine) çok şefkatlidir. Çok merhametlidir” (Tövbe: 117).

Fıkh’ul Hadis (İbret ve Dersler)

1- Ensâr sevgisi, imanın bir parçasıdır.

2- Ensârı sevmemek, onlara buğzetmek, münafıklık alâmetidir.

3- Allâh’ın Kur’ân-ı Kerim’de övdüğü insanları (ensârı) biz de severiz. Hz. Peygamber’in “Siz, insanların bana en sevimli gelenlerindensiniz...” dediği insanları (ensârı) elbette biz de severiz. Allâh rasûlüne yardım eden, canları ve mallarıyla İslâm’a hizmet eden bütün sahabeleri severiz. Onların hepsine hürmet ederiz.

4- Hz. Peygamber (SAV) vefat ettikten sonra, İslâm’ı dünyanın dört bir tarafına yayan sahabeler aleyhinde konuşmak, İslâm’ın, Kur’ân’ın, Hz. Peygamberin, imanın ve Allâh’ın aleyhine konuşmaya götüreceği için, son derece tehlikeli ve sakıncalıdır.

5- Ensâr’ın fazileti ve değeri Kur’ân ve sünnet ile sabittir.

6- Ensâr, Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi vesellem)’in talebeleridir. Onlar, Kur’ân’ın nüzûlünü gören, Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi vesellem)’in sohbetinde yetişen, onun hadislerini bize aktaran, dolayısıyla Kur’ân’ı ve sünneti en iyi bilen mümtaz insanlardır. Allâh rasûlü (sav), çağların ötesini aydınlatan “Saadet Asrı”nı onlarla beraber yaşadı. Dünyanın bütün ırklarına örnek bir model olan “Değerler Medeniyeti”ni onlarla beraber kurdu. Onların fazilet ve değerini gösteren yüzlerce delil vardır. Ancak biz,  hedefe ulaşmak için her yolu mübah gören,  maddî serveti artırmak için kardeşini bile ezmekten çekinmeyen, “The Survival of The Fittest (güçlü olan hayatta kalır)” zihniyetiyle milyonlarca insanı sömüren ve öldüren kapitalizm ve komünizmin esareti altında kıvranan günümüz dünyasındaki yüz milyonlarca insan için son derece önemli gördüğümüz iki misal ile yetineceğiz:

عَنْ أَنَسٍ ـ رضى اللّه عنه ـ أَنَّهُ قَالَ قَدِمَ عَلَيْنَا عَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ، وَآخَى رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم بَيْنَهُ وَبَيْنَ سَعْدِ بْنِ الرَّبِيعِ، وَكَانَ كَثِيرَ الْمَالِ، فَقَالَ سَعْدٌ قَدْ عَلِمَتِ الأَنْصَارُ أَنِّي مِنْ أَكْثَرِهَا مَالاً، سَأَقْسِمُ مَالِي بَيْنِي وَبَيْنَكَ شَطْرَيْنِ، وَلِي امْرَأَتَانِ، فَانْظُرْ أَعْجَبَهُمَا إِلَيْكَ فَأُطَلِّقُهَا، حَتَّى إِذَا حَلَّتْ تَزَوَّجْتَهَا‏.‏ فَقَالَ عَبْدُ الرَّحْمَنِ بَارَكَ اللَّهُ لَكَ فِي أَهْلِكَ‏.

Enes (r) rivayet ediyor: Muhacirlerden Abdurrahman b. Avf bizim şehrimize geldi. Allâh Rasûlü (sallallâhü aleyhi vesellem) onunla Sa’d b. Rabi’ arasında kardeşlik bağı kurdu. Sa’d çok mal sahibi zengin bir insandı. Sa’d b. Rabi’  Abdurrahman’a şöyle dedi:

“Ensâr çok iyi bilir ki ben onların arasında en çok mala sahip olan insanım. Artık bundan sonra bütün malımı ikiye bölüp benimle senin aranda pay edeceğim. Ayrıca benim iki hanımım var. Onlara bir bak. Hangisini en çok beğenirsen, onu boşayacağım, iddeti bittikten sonra onunla sen evleneceksin...”

Bu sözlere Abdurrahman b. Avf şu cevabı verdi:

“Allâh, seni ve aileni mübarek eylesin (Malın da ailen de sende kalsın). Sen bana çarşının yolunu göster...”  (Buhari, Menâkıbu’l-Ensâr 3. Hadis no: 3827)

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ رضى اللّه عنه ـ أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلّى اللّه عليه وسلّم فَبَعَثَ إِلَى نِسَائِهِ فَقُلْنَ مَا مَعَنَا إِلاَّ الْمَاءُ‏.‏ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم (‏ مَنْ يَضُمُّ، أَوْ يُضِيفُ هَذَا )‏ فَقَالَ رَجُلٌ مِنَ الأَنْصَارِ أَنَا‏.‏ فَانْطَلَقَ بِهِ إِلَى امْرَأَتِهِ، فَقَالَ أَكْرِمِي ضَيْفَ رَسُولِ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم فَقَالَتْ مَا عِنْدَنَا إِلاَّ قُوتُ صِبْيَانِي‏.‏ فَقَالَ هَيِّئِي طَعَامَكِ، وَأَصْبِحِي سِرَاجَكِ، وَنَوِّمِي صِبْيَانَكِ إِذَا أَرَادُوا عَشَاءً‏.‏ فَهَيَّأَتْ طَعَامَهَا وَأَصْبَحَتْ سِرَاجَهَا، وَنَوَّمَتْ صِبْيَانَهَا، ثُمَّ قَامَتْ كَأَنَّهَا تُصْلِحُ سِرَاجَهَا فَأَطْفَأَتْهُ، فَجَعَلاَ يُرِيَانِهِ أَنَّهُمَا يَأْكُلاَنِ، فَبَاتَا طَاوِيَيْنِ، فَلَمَّا أَصْبَحَ، غَدَا إِلَى رَسُولِ اللَّهِ صلّى اللّه عليه وسلّم فَقَالَ (‏ ضَحِكَ اللَّهُ اللَّيْلَةَ ـ أَوْ عَجِبَ ـ مِنْ فَعَالِكُمَا ) فَأَنْزَلَ اللَّهُ ‏{‏وَيُؤْثِرُونَ عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ‏}‏)

Ebu Hureyra (r) rivayet ediyor: (Uzaklardan) bir adam Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi vesellem)’e geldi. Rasûlullah (sallallâhü aleyhi vesellem) hanımlarına haber gönderip evde yiyecek bir şeyin olup olmadığını sordu. Hanımlarının hepsi “Yanımızda sudan başka bir şey yok” cevabını verdiler. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallâhü aleyhi vesellem) bize “Bu (adamı) kim yanına katar (veya) kim misafir eder? ” diye sordu. Ensâr’dan bir adam “Ben, Ya Rasûlallah!” dedi. Böylece adamı alıp evine götürdü. Hanımına “Allâh Rasûlü (sallallâhü aleyhi vesellem)’nün misafirine ikram et” dedi. Hanımı “Yanımızda küçük çocuklarımızın yemeğinden başka hiç bir şey yok” dedi. Bunun üzerine adam hanımına “Sen yemeğini hazırla. Lambanın ışığını azalt. Çocuklarını, yemek istedikleri zaman, uyut” dedi. Bunun üzerine kadın yemeğini hazırladı. Lambasının ışığını iyice azalttı. Çocuklarını uyuttu. (Yemeği getirip ortaya koydu). Böylece adam ve kadın, misafire, yemeği onlar da yiyormuş gibi gösterdiler (Boş kaşığı yemek tabağına götürüp getirdiler. Misafirleri doydu). Onlar ise karınları aç yattılar. Ertesi sabah Allâh Rasûlü’nün yanına geldiklerinde (olayı Cebrail (as)’den öğrenen) Hz. Peygamber (sallallâhü aleyhi vesellem) “Allâh, yaptığınız işe güldü (veya) Allâh, yaptığınız işten râzı oldu” dedi. (Buhari, Menâkıbu’l-Ensâr 10. Hadis no: 3845).

YAZAR HAKKINDA
Fehmi Çiçek
Fehmi Çiçek
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN