Abone Ol

Dâvâsı Büyük Olanın Sevdası da Büyük Olur

Dâvâsı Büyük Olanın Sevdası da Büyük Olur
Bismillahirrahmanirrahim;

     Karadeniz’in dalgaları azgın ve hırçındır. Yavuz Sultan Selim, Trabzon Valisi iken gemiyle onun yanına giden annesi Gülbahar Hatun yolda kuvvetli bir fırtınaya tutulur. Karaya çıkarsa orayı devlete vakfedeceği vaadinde bulunur. Büyük Liman adı verilen Vakfıkebir’de karaya çıkar. Burayı devlete vakfeder. İlçenin ismi buradan geliyor. Dağlık ve sarp kayalardan oluşan bir arazi yapısı var. Bölgenin incisi fındık tarımı zorlu bir mücadele gerektiriyor. Demirtürk ailesi iki yüz yıl önce Akçaabat’ın Mula köyünden hicret etmiş Vakfıkebir’e. Yorucu bir uğraş sonunda mekȃn tutmuşlar burayı.

     İlçenin sevilip sayılan ailelerinden Mustafa ve Yeter çiftinin Adnan isimli bir çocukları dünyaya gelir. Dikkati uyanık ve sevimli bir çocuk! Annesinin incisi! Yeter Hanım, “Adnan bana hiç zorluk çektirmedi” ifadesiyle anlatıyor sevgisini. Kaderin cilvesi, on üç yaşındayken vefat etmiş babası. Daha küçük yaşta binmiş hayatın yük ve sorumluluğu Adnan’a.

     Adnan merak ve ilgiyle bakmış hayata. Olayların sırlarını çözmeye çalışmış. Hep birincilikle bitirmiş girdiği okulları. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Vakfıkebir’li ilk öğrencisi olmuş. Organize gücü ve liderlik özelliğiyle temayüz etmiş. İçinde volkanlar çalkalanırken Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ı tanıma fırsatı bulmuş. “İşte aradığım lider” diyerek bağlanmış ona.

     Adnan Demirtürk, “kitap kurdu” denilecek ölçüde çok kitap okurdu. İslȃm’ı sosyolojik çözümleriyle de araştırdı. Kapitalizm ve sosyalizmin, İslâm’ın çözümleri karşısındaki basitliğini yakından gördü. Erbakan Hoca’dan analitik düşünmeyi, sistematik uygulamayı öğrendi. Millȋ Görüş çalışmalarında verilen görevleri, “emredersiniz, derhal” diyerek kabul etti. Bütün görevlerinden yüz akıyla çıktı. Kendini sevdirdi ve kabul ettirdi.

     İslâm’ı Türkiye ve insanlığın problemlerinin çözümü için tek reçete olarak gördü. Bunu insanlara anlatmak için canla başla çalıştı. Bu amaçla verilen görevleri yerine getirmekte titizlik gösterdi. Çevresini bu işe seferber etti.

Millȋ Gençliğin Başkanı

     Adnan Demirtürk, geleceği gençliğin değerlerine bağlı olarak yetişmesinde gördü. Hayatını gençlik çalışmalarına adadı. Gençliğe ağabeylik yaptı. Vakfıkebir’e Millȋ Gençlik Vakfı Başkanı seçildi. Hizmet binasını genel merkez titizliğiyle tefriş etti. Planlı ve disiplinli bir çalışma temposu oluşturdu. Küçük ilçede büyük heyecan dalgası meydana getirmeyi başardı.

     Üzerinde İslȃm’ın şahsiyet ve vakarı vardı. İslȃmȋ ölçülere sıkı sıkıya bağlıydı. Hayatın merkezine Allâh’ın rızasını koymuştu. Şöyle diyordu: “Bizim tek gündemimiz var: Biz kuluz, ȃlemlerin ise bir Sahibi var. Biz, bize düşeni, vazifemizi yaparız. Ȃlemlerin Rabbi, lȃyık olduğumuz zaman en zayıf sebepleri bile oluşturarak bize yardım eder. Örümceğin ağ kurup, Efendimiz’i (sav) koruduğu gibi. Her zaman pek zayıf sebeplerle Rabbimiz sevgili kullarını korumaya devam etmektedir.”

     Vakfıkebir’deki icraatlar Ankara’da yankılanıyordu. Örnek ve fedakȃrca yapılan çalışmalar Millȋ Gençlik Vakfı kadrolarının dikkatini çekti. Adnan Demirtürk 1997’de yapılan Genel Kurul’da Millȋ Gençlik Vakfı Genel Başkanı seçildi.

     Sorumluluğunun büyük olduğunun farkındaydı. İlk etapta kadrolarının önüne iki büyük hedef koydu. 2003 yılına kadar Milli Gençlik Vakfı’nı Türkiye’nin en büyük gençlik teşkilatı hâline getirecek; 2008’de dünyanın en büyük gençlik teşkilatı yapacak ve ilk toplantıyı da Endülüs’ün hüküm sürdüğü topraklar olan İspanya’da icra edecekti.

     Koyduğu hedeflere ulaşabilmek için kadrolarını yüreklendiriyor; çalışma azim, aşk ve şevklerini artırmaya çalışıyordu: “Arkadaşlar! İhlȃsla çalışalım. İhlȃs, dünya yansa içinde bir kalbur samanı bulunmamaktır. İhlȃsla çalışan, kardeşlerinin aleyhinde konuşmaz. Geriye dönüş yok. Her zaman terakki var.”

Yeni Genel Merkez Binası

     1975’ten 1999’a kadar Millȋ Gençlik Vakfı’nın geniş ve hizmetlere cevap veren bir genel merkezi olmamıştı. Hizmetler hep küçük dairelerde yürütülmeye çalışılmıştı. Ankara Ulus’ta beş katlı büyük bir binayı genel merkez olarak hazırlayıp tefriş etti. 23 Nisan 1999’da mütevazı bir törenle açılışını yaptı.  Komisyon ve birimler daha elverişli mekânlarda çalışma imkânı buldu.

     Genel Merkez açılışının tamamlanmasının hemen arkasından, aynı gün kadrolarını binanın konferans salonunda topladı. Emeği geçenlere teşekkür ettikten sonra dedi ki:

     “Arkadaşlar! Bu bina benim için bugünden itibaren eskimiştir. Bundan sonraki hedefimiz, Esenboğa yolu üzerinde 100 dönümlük arazi alıp bütün Müslümanların hizmetine sunacağımız bir külliye yapmaktır.”

     Bütün bu çalışma ve büyük hedefler 28 Şubat’ı takip eden günlerin en katı ve en baskıcı döneminde yapılıyordu. Millȋ Gençlik Vakfı dışındaki İslȃmî gruplar piyasadan çekilmiş, sinmişlerdi. Adnan Demirtürk’ün genel başkanlığındaki Millî Gençlik Vakfı ise aylık toplantılarını Türkiye’nin en gözde mekânlarında yapıyordu. “Biz buradayız ve görevimizin başındayız” dercesine. “Biz bu ülkenin asıl sahipleriyiz” üslubuyla.

     Sürece yakından şahit oldum ki Allâh kendi yolunda olanları yolda bırakmıyordu. Allâh, geçmişte olduğu gibi örümcek ağı, güvercin yumurtası gibi basit sebeplerle dostlarını koruyordu. Adnan Demirtürk de kadrolarını böyle motive etti.

İnanmış İnsan Kararlılığı

     Adnan Demirtürk’ün mücadelesinde, davasına inanmış bir lider kararlılığını gördük. Davası büyük olanın sevdasının da büyük olduğunu! Adanmışlığın insanı yerinde duramaz hale getirdiğini. Şu sözler bu inancın tezahürü: “Arkadaşlar! Yılmaz, yıkılmaz, yorulmaz bir gayretle çalışalım. Az topluluğun sırrını bilelim. ‘Nice az topluluklar Allâh’ın yardımıyla çok topluluklara galip gelir.”

     İşte, küresel sömürgeci güçler ve yerli işbirlikçilerinin, Millȋ Görüş hareketini sinsi planlarla bunca yok etme planlarına rağmen, varlığını sürdürmesinin sırrı burada! Çalışma arkadaşları yakından şahittir ki, Adnan Demirtürk dünyadaki görevini hakkıyla yaptı. Kendisini dâvâsına adadı.

     15 Mayıs 1999’da Samsun’da yapılan Genel Merkez, Şube ve Bölge Başkanları Toplantısı’nda vefat edeceği gün “Gelirken Havza civarındaki kayalıkları gördünüz! Kim bilir orada kadrolarımızdan kimler vefat edecek?” diyerek öleceği yeri tarif etti ve kadrolarına son talimatını verdi: “Tılsımı bozmayın! Tılsım kanlı bir kefenle Allâh’ın huzuruna gitmeye sevdalı olmaktır.” Aynı gün Ankara’ya dönerken tarif ettiği Havza civarında, iki çalışma arkadaşıyla birlikte, bir trafik kazası sonucu Hakk’a yürüdü.

      Öldüğü zaman yüzü gülüyordu. Kur’an’da buyrulan “Dön Rabbine” (Fecr, 28) emrine uymuş; “Şu fani dünyanın ikiyüzlülüklerinden kurtuldum, Sana geldim Yarabbi!” der gibiydi.

     Adnan Demirtürk, “adam gibi adam”dı. Dâvâ ve liderine sadakati, çalışma arkadaşlarına şefkat ve merhametiyle hepimize örnek oldu. “En büyük emniyet çalışmaktır” diyordu. Geçit vermez görülen zor şartlarda da, dava uğruna çalışmaya yol bulunabileceğini gösterdi. Davasını sürdürecek nice erler yetiştirdi. “Ne mutlu ona!”  

     Vefatlarının on sekizinci yılında büyük dâvâ adamı Adnan Demirtürk (34) ve yakın çalışma arkadaşları Ahmet Zahit Turan (24) ile Talha Özcan Eyüboğlu (23) kardeşlerime Allâh’tan rahmet diliyorum. Üçünün de ortak özelliği “yetimlik” olan o fedakȃr yiğitlerin Allâh derecelerini artırsın ve Peygamber Efendimiz’e (sav) komşu eylesin! 

ÖNCEKİ YAZI ATAYIM MI DENİZE?
YAZAR HAKKINDA
Şakir Tarım
Şakir Tarım
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN