Abone Ol

Camide İlim, Adaleti Dağıtmak ve Namazı Beklemek İbadettir

Camide İlim, Adaleti Dağıtmak ve Namazı Beklemek İbadettir
 

Prof. Dr. Cevat Akşit: Camide İlim, Adaleti Dağıtmak ve Namazı Beklemek İbadettir

Şeyma Günsel: Selamun aleykum hocam, dergimizde her ay bir caminin tanıtımını yapıyoruz. Bu minvalde sizler ile röportaj gerçekleştirmek istedik. Cami kelimesinin etimolojisinden hareketle Müslümanların yaşantısında camilerin nasıl bir konumu vardır, ferdi ve içtimai fonksiyonları nelerdir?

Prof.Dr. Cevat Akşit: Ve aleykum selam… Cami adı üzere Müslümanları toplayan mekândır. Müslümanlar beş vakit namazını camide kılarlar. Hiç mazeretleri yokken ezan okunup da camiye gitmeyenler hakkında Peygamber Efendimiz (sav)’in ciddi anlamda ikazları vardır. Bir hadis-i şerifinde: “Ezan okunup da camiye gelmeyenlere, icabet etmeyenlere yerime başka imam yapayım da gidip onların başlarına evlerini yıkayım, yakayım.” Buyurur.

İlki, cami ya da mescid Müslümanları toplayan yerdir, onların bir araya gelmelerini sağlar.

İkincisi, günde beş vakit namaz camide kılınırsa Müslümanlara iş disiplinini ve planlı çalışmayı öğretir. Kişi ‘Şu saatte camiye gideceğim’ diyerek işini ayarlar. Bizim en büyük eksikliğimiz budur ve Avrupa’nın bizi geçmesinin nedeni de budur.

Üçüncüsü, Peygamberimiz (sav) safların düz tutulmasını emretmiştir. Topuklar ve omuzlar saffı kurarken esas alınır, parmak uçları değil. Herkes imamla beraber rükûa gider, onunla beraber secdeden kalkar. Böylece aynı anda birlikte hareket etmeyi öğretir. Aynı anda herkes aynı şeyi yaparsa güç çoğalır. On kişi birleşti mi ağırlığı kaldırırlar. Ama biri önce yüklense biri sonra yüklense kaldıramazlar. Birlikte hareket kuvvet doğururu, bunu öğrenirler.

Dördüncüsü, dargınlıkları ve kırgınlıkları giderir. Peygamberimiz (sav) “Tarasu…” ifadesini kullanır. ‘Ras’ kurşun demektir. Eski taş binaların aralarını kurşunlar ile birbirlerine bağlarlar idi. Saf düzeninde de kurşun bağlantısı gibi omuzlar birbirlerine yapıştırılır. Arasında kin olan dargınlık olan adam böyle birbirine yapışa bilir mi? Böylece dargınlıkları giderir, Müslümanların birbirleri ile olan kaynaşmalarını arttırır.

Beşincisi, namazın camide kılınması aynı zamanda iman alametidir. Çünkü Allah şöyle buyurur: “Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namaza devam eden, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler ma'mur eder, işte bunların muvaffak olmaları me'muldür." (Tevbe Suresi-18.Ayet-i Kerime) Bu ayetten hareketle cami yapmak mü’min olmanın alametidir, camiye gitmek de iman alametidir. Camiye gelen kimseye kafir denilmez. Cami bir memleketin Müslüman olduğunun alametidir.

AGD: Cuma vaktinin ve namazının önemi hakkında nelerden bahsetmek gerekir? Cuma namazından hareketle cami içerisinde Müslümanların edebi ve âdâbı nasıl olmalıdır?

Cevat Akşit:  Cuma evlerde kılınmaz, o yüzden camiye gitme mecburiyeti vardır. Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala şöyle buyurur: “Ey iman edenler, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında hemen Allah'ın zikrine (anılmasına) koşun ve alım satımı bırakın; eğer bilirseniz, o sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma Suresi,9.Ayet-i Kerime) Buradaki koşun emri acele edin manasındadır ve Cuma vakti alışveriş yapmak meşru değildir. Müminler beş vakti camilerde kılacaklar amma bunu yapamazlarsa bile cuma günü mutlaka camiye gitmeleri gerekmektedir.

Evvelce Cuma namazı bir memlekette tek yerde kılınıyor idi. Çünkü Cuma namazı Müslümanları birbirleri ile kaynaşsın diye haftada bir toplamak için farz kılınmıştır. Peygamberimiz (sav) zamanında ve dört halife zamanında ve daha sonrasında da Cuma tek yerde kılınır idi. Tabi cami almayınca araziye çıkılırdı, buraya da musalla denilir idi Türkçesi namazgâhtır. Bunların örneklerini Buhara ve Bosna’da gördüm, mihrap ve minberleri duruyor. İmam-ı  Azam zamanında Abbasiler’in başşehri Bağdat imiş. Nüfus son derece fazla imiş. Bağdat’da herkesi alacak bir cami olsa bile hızlı ulaşım vasıtası olmadığı için kişinin bir gün evvelden dışarı çıkması gerekir idi. Şimdi İstanbul gayr-i resmi rakamlar ile otuz milyondur. Bu otuz milyonun beş milyonunun namaz kıldığını düşünelim. Beş milyonu alan bir meydan nereden bulacağız? Bulduğumuzu düşünelim gelmesi için trafiği aşmasının imkanı yok.  İşte bu sebeplerden dolayı İmam-ı Azam zaruret olduğunu ifade eder. Devletin izin verdiği, emniyeti sağladığı, beş vakit namazın kılınan ve herkese açık olan (yani belli cemaat mensupları kendi arasında Cuma namazı kılamaz) her camide Cuma namazı kılınır. Fakat diğer müçtehitler Cuma namazının farz olmasının illetinin yani hikmetinin Müslümanları bir araya getirmek ve kaynaştırmak olduğunu söylemişlerdir. Onun için Osmanlılar zamanında zuhr-i âhir namazı geleneği devam ettirilmiştir. Zuhr-i âhir, son öğle namazı demektir. ‘Vaktine yetişip de henüz kılmadığım son öğle namazını kılmaya’ diye niyet edilir. Bu namaz kaza namazı demektir ve iki durumda da karlı bir tavır söz konusudur. Bugün Diyanet bazı illerde zuhr-i âhir namazı kılınmasın diye genelge çıkarmıştır. Kanaatimce bu yanlıştır çünkü asırlardır bu millet buna alışmıştır ve zararı olmayan, hurafe olmayan bir uygulamadır, iptale gerek yoktur.

Cuma günü camiye boy abdesti alınarak, kirlerden temizlenerek gidilir. Peygamber Efendimiz (sav) kim bu şekilde camiye gider ve Cuma adabına uyarak cumayı tamamlayıp evine giderse on günlük günahlarının silineceğini ifade etmiştir. Buhari-Müslim hadisidir ve Muttefekûn aleyhtir. Ayrıca cumaya temiz gitmek etrafındaki Müslümanlara eziyet vermemektir.

Cami Allah’ın evidir. Kâbe-i Muazzama’ya Beytullah denir. Beytullah Allah’ın evi demektir. Hâlbuki Allah mekândan münezzehtir, yeryüzünün en şerefli yeri olduğu için böyle söylenmiştir. Bu yüzden camiye girerken Allah’ın evine girdiğimiz bilinci olacak. Girerken sağ ayağımız ile girecek, çıkarken sol ayağımız ile çıkacağız. Çünkü şerefli yerlere sağ ayak ile girilir. Bismillah diyerek girilecek. Çünkü camide ilim, adaleti dağıtmak ve namaz kasıtları ile oturup beklemek ibadettir. Bir adam zamanından evvel camiye gitse namaz kılmayı hiçbir şey demeden oturup beklese ibadet yerine geçer. İçeride malayani, işe yaramaz laflar, günlük konuşmalar yapılmaz. İbadet yeri olduğu için ibadette bu yapılmaz. Eğer bunlar yapılırsa Abdullah ibn Mesud’un aktardığı rivayete göre kazanılan sevapları bu konuşmalar kibrit yakıp kül haline getirir. Onun için besmele ile gireceğiz, malayani laflar etmeyeceğiz ve camiye gelen erken gelen adam ilk safa gelip oturacaktır. Namaz kılanların en çok sevaba sahip olanları ilk safta olanlardır. Peygamberimiz (sav) “İlk safı tamamlayın, doldurun.” Buyurmuşlardır, bu sünnettir. İmama yakın olan yer tercih edilir.

Unutulan bir sünnet daha vardır ki o da farz kılınan yerde sünnet kılınmaz. Sünnet ve farz namazları caminin ayrı mekânlarında kılınır. Bunun iki nedeni vardır. Biri namaz kılınan yerler bizlere şahit olacak, ayrı yerlerde namaz kılınırsa şahidiniz çoğalır. İkincisi Allah’ın emri peygamber sünnetinden önde gelir. Peygamber benim sünnetimi Allah ile yan yana koymayın, yer değiştirin ki benim sünnetimin ondan aşağı olduğunu siz de gösterin der.

Cuma kılınırken hutbe sırasında asla konuşulmaz. Âmin bile denmez, âmin diyene sus da denmez. Çünkü hutbe dinlemek farzdır. Farz varken sünnet işlenmez, tespih çekilmez, sünnet kılınmaz dinlenir. Cuma günü öğle namazı dört rekât ama biz iki rekat kılıyoruz peki iki rekatı nerede? İşte o iki rekât hutbe yerine geçer.

Cumadan çıkarken kapı dar olduğu için yığılma olur. Konuşulmaya başlanır ve kazanılan sevaplar ateş yakılıp kül edilir.

Camiye sabî çoçuklar getirilmez. Çünkü Efendimiz (sav) “Sabî çocuklarınızı ve delileriniz camilerden uzak tutun.” buyurmuştur. Mümeyyiz yani caminin ne olduğunu anlayan çocuklar camiye alışsın diye getirilebilir. Çünkü camilerde çocuklar koşuyor, düşüyor, bağırıyor, ağlıyor dikkat dağılıyor. Camilerde ayrı oyun alanları oluşturulabilir.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: “Cami, zikir tespih ve ibadet yeridir.”

AGD: Fıkhın cami mimarisindeki yapı unsurlarına etkisi var mıdır, varsa dayandığı fıkhî kaideleri nelerdir? 

Cevat Akşit: Evet vardır. Dikkat edilirse tarihi camilerde minberin delikli olduğu görülür. Bunun nedeni imama uyan kişi imamı görmelidir, imamı göremiyorsa imamı göreni görmelidir. Sadece ses birliği yeterli değildir. Diyanetin bu konuda çıkardığı genelge yanlıştır. Ben bunu Denizli Kayalık Camii’nde yaşadım. Minberin ön tarafı açıktır sonra alt tarafı da deliklidir bu süs değildir. Minberin sağ tarafında kalanlar imamı görsünler diyedir. İmam eskidi diyerek minberi kaldırdı ve yenilenen minberde o boşluk ve delik kapatıldı. İkindi namazını imam kıldırırken şaşırdı ve üçüncü rekâtta oturdu. Ben de arkasındayım, oturma tekbiri alınca ben hemen kalktım ve o da hatasını anladı ve kalktı. Oturma tekbiri aldığı için minberin sağ tarafındaki yetmiş kişinin hepsi oturdu. Biz dördüncü rekâttayız, Allah-u ekber denilince onlar da kalkmışlar. İmam Semiallahu…  deyince biri “Hacı Bekir bizim namazımız olmadı.” Dedi, o da “Sus, namazın bozulur.” Dedi. Bir gürültü koptu ve hepsinin namazı bozulmuş oldu. Burada vebal hocanındır. Onun için yandaki yer, camiye bitişik yandaki yer ya da cami üstündeki, altındaki yerlerde imam ve cemaat birbirini görmüyor ise iktida sahih olmaz çünkü iştibah (belirsizlik) vardır. Mekân ve ses birliğinin olması yanında bu kuralın da olması gerekir. Cemaat ile imam arasında yol geçiyor ise iktida sahih olmaz. Ayrı mekanlarda da olursa olmaz. Cidde’de gümrük memurunun televizyondan Kâbe’deki imama uyduğuna şahit oldum. Cidde seksen kilometre uzaklıkta hiç namaz olur mu?

Mihrap uygulamasında da son zamanlarda sıkça görülen bir hata vardır. İmamın bulunduğu yer cemaatten yüksek olmaz. Mekruhtur ve sünnete aykırıdır. Çünkü İslam’da imam cemaatten bir kişidir ve ayrı bir niteliği yoktur. Hıristiyanlarda papazın yeri ayrıdır dua ederken önce ona dua ederler. İmam bizden ayrı değildir, yüksek yaparsanız şeklen imam bizden ayrı görüntüsünü vermiş olursunuz, sünnete aykırıdır. Sahabe efendilerimiz böyle bir yükselti olursa ikaz etmişler. Kerahettir, yapılmaması gerekir.

AGD: Çok teşekkür ederiz hocam, verimli bir röportaj oldu, faydalı olacağı kanaatindeyiz.

Cevat Akşit: Peki ben teşekkür ederim. Selametle…

YAZAR HAKKINDA
Şeyma Günsel
Şeyma Günsel
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN