Abone Ol

Avrasyacılık ve Küresel Liderlik Mücadelesi

Avrasyacılık ve Küresel Liderlik Mücadelesi

I. Avrasyacılık

Avrasya, coğrafî bir terim olarak Avrupa ve Asya anakaralarının birleşimi anlamına gelen ve bu iki anakaranın isimlerinin bazı harflerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş bir kavramdır (Yılmaz ve Göka,1998:12). Perinçek Avrupa’nın coğrafi açıdan Asya’nın bir yarımadası kabul edildiğini ve Asya’nın bu yarımadayla birlikte Avrasya olarak anıldığını ifade etmektedir. Bundan hareketle Avrasya, Pasifik okyanusundan Atlas okyanusuna kadar Asya ve Avrupa kıtasının bütünüdür (2006,s. 25). Coğrafî tanım bir yana Avrasya artık stratejik, siyasî ve kültürel çağrışımlarla dolu bir kavramdır (Yılmaz ve Göka,1998:12). Stratejik olguyla beraber Avrasya kavramına bakıldığında kavramın dar ve geniş olarak iki anlam kazandığı görülmektedir. Erdem’e göre ilk zamanlarda eski SSCB’nin egemenlik alanını ifade eden Avrasya terimine sonraları Doğu Avrupa ve Balkanlar da dâhil edilmiştir. Fakat günümüz itibariyle Orta Asya ve Güney Kafkasya ülkelerini ifade ettiğini belirtmektedir (2016,s.62). Erdemin belirttiği bu tanım dar anlamda Avrasya tanımıdır ve benzer tanımlama Dugin’de de görülmektedir (2010,s.3). Vladimir Putin’in danışmanı olan Dugin’in tanımının aksine ABD eski başkanlarından Carter’ın ulusal güvenlik danışmanlığını yapmış Brzezinski’ye göre Avrasya geniş anlamda Asya ve Avrupa’nın tamamıdır. Brzezinski Avrasya’ya stratejik olarak bakmakta ve buraya hükmedecek gücün dünyanın en verimli üç bölgesinden ikisine hâkim olacağını ifade etmektedir. Brzezinski dünya nüfusunun yaklaşık %75’inin burada yaşadığını, dünya fiziksel zenginliklerinin çoğunun (yer altı yer üstü) burada bulunduğunu ve dünya GSMH’sinin % 60’ı ile enerji kaynaklarının % 75’inin yine burada bulunduğunu ifade etmektedir (2016,s.52).

Avrasya’nın stratejik önemini ifade eden iki meşhur teori vardır. Bunlar Mackinder’in “Kara Hâkimiyeti Teorisi” ve Spykman’ın “Kenar Kuşak Teorisi”dir. Bu iki teori sırasıyla Heartland (Kalpgah) ve Rimland (Kalpgah’ın Çevresi) kavramlarını kullanmaktadır. Bunlara göre dünyaya hâkim olmak için Heartland ve Rimland’a hâkim olmak gerekir (Erol,2009:15). Davutoğlu (2010), “The Geographical Pivot of History” adlı makalesiyle Mackinder’in (1904) siyasî tarihin gelişimini jeopolitik temellere dayandırarak yorumladığını söylemektedir. Mackinder dünya coğrafyasını siyasî ve askerî strateji bakımından mihver saha, iç kuşak ve dış kuşak alanlarına ayırmak sûretiyle öncelikli hedefleri tayin etmiştir. Bu vesileyle öncelikli olarak kara hâkimiyetine dayalı bir strateji için denizden gelecek tehlikelere karşı korunan mihver sahada hâkimiyet sağlamaktır. Bu saha da Heartland (Kalpgah) olarak tabir edilen Doğu Avrupa’dan başlayarak Asya’nın kutup denizine sularını boşaltan nehirlerin havzalarını içine alan kısmı ile Orta Asya’nın andoreik drenaj bölgesidir (s. 104).  Brzezinski bir bakıma ABD’nin küresel stratejisini de ifade eden Halford J. Mackinder’in Kalpgah’a ilişkin sözlerini şöyle aktarmaktadır: “Doğu Avrupa’ya hükmeden, Kalp Bölgesini yönetir; Kalp Bölgesine hükmeden, Dünya Adasını yönetir; Dünya Adasına hükmeden, Dünyayı yönetir” (2016,s.61).

Coğrafî bir bölgeyi ifade eden Avrasya’ya dair düşünce sistemini ifade eden Avrasyacılık kavramı ilk defa bir Alman coğrafyacı olan Alexander Von Humboldt tarafından kullanılmıştır. Rusçadaki ilk kullanımı ise V.İ Lamanski tarafından olmuştur. Fakat ilk gerçek Avrasyacı 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ön plana çıkan Rus düşünür ve devlet adamı Konstantin Leontyev’dir. Rus tarihinin ve devlet geleneğinin derinliklerinden filizlenen Avrasyacılık kavramı, Avrasya coğrafyasında liderlik karakteri taşıyan devletlerce farklı yorumlanmıştır. Rusların Avrasyacılık düşüncesi emperyalist amaçlardan yola çıkarken, Türklerin ise kardeş Türkî cumhuriyetlerle yakın ilişkileri esas almaktadır.  (Erol, 2009:20).

Erdem’e göre Türkiye’deki Avrasyacı kesimler sağ-sol diye ikili bir ayrıma tâbi tutulmaktadır. Sol Avrasyacı kesim Sultan Galiyev’in düşüncelerinden etkilenen Atilla İlhan,  Ecevit’in kurdurduğu Ulusal Dergi çevresi ve Doğu Perinçek’in İşçi Partisi (Şimdiki Vatan Partisi)’dır. Sağ Avrasyacı kesim ise Yarın Dergisini çıkaran bir kısım aydın ve bunların temsil ettiği ideolojik-felsefî görüş ile Türkiye’deki milliyetçi aydınlardır. (2016,s.133-190).

II. Avrasya Merkezli Küresel Liderlik Mücadelesi

Soğuk savaş döneminde uluslararası sistemin temel özelliği olan iki kutuplu yapının dağılması ile birlikte uluslararası konumu belirleyen siyasî, ekonomik ve güvenlikle ilgili dış parametreler önemli değişiklikler geçirmiş bulunmaktadır (Davutoğlu, 2010: 74). Sovyetler Birliğinin dağılması uluslararası ilişkilerin küresel ve bölgesel alt sistemlerinde derin niteliksel değişimlere neden olmuştur. Avrasya kıtasının merkezinde beş yeni devletin (Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan) ortaya çıkması, yeni uluslararası siyasî bölgenin (Orta Asya) ve uluslararası ilişkiler sisteminde Orta Asya alt sisteminin oluşumunu başlatmıştır. Orta Asya sisteminin uluslararası ilişkilerinin karakterine ve dinamiğine en büyük etkiyi ABD yapmaktadır (Erol,2009:134). Orta Asya’nın bu denli önem kazanmasının nedeni kuşkusuz daha önce de anlatıldığı gibi Kalpgahda yer almasıdır. 1991'de Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra yeni dünya düzeninde hâkim duruma gelen süper güç ABD bu konumunu pekiştirmek için ve mevcut konumunu korumak için Kalpgahı hedef almış ve Avrasya'yı istediği gibi şekillendirmeye çalışmak için politikalar üretmiştir.

Avrasya'yı ABD için bir satranç tahtasına benzeten Brzezinski'ye göre "Amerika için en büyük jeopolitik ödül Avrasya'dır. Bu bin yılın yarısı boyunca dünya meseleleri Avrasyalı güçlerce, bölgesel güç için birbiriyle mücadele eden ve küresel güce erişmeye çalışan bu insanlarca belirlendi. Artık Avrasya'lı olmayan bir güç Avrasya'daki üstün güçtür ve Amerika'nın küresel üstünlüğü doğrudan doğruya Avrasya kıtasındaki hâkimiyetinin ne kadar sürdürüldüğüne bağlıdır" (2016,s.51). Brzezinski'ye göre ABD'nin Avrasya stratejisi; jeostratejik açıdan dinamik devletlerin amaca yönelik yönetimini ve jeopolitik olarak katalizör devletlerin dikkatle el altında tutulmasını içerir (s.63).

ABD'den sonra Avrasya'daki güç mücadelesinde en önemli aktör soğuk savaş dönemi boyunca onunla rekabette bulunan Rusya'dır. Rusya'nın bu konudaki hem mecburiyeti hem de avantajı Kalpgahın bizzat içinde bulunmasıdır. Rusya'da Avrasya ile ilgili olarak Avrasyacılık olarak adlandırılan bir ideoloji bulunmaktadır. Başlangıçta coğrafî bir terim olarak kullanılan Avrasyacılık, Rusya'da Batıcılık ve Slavcılık düşüncelerinin üçüncü yoludur. 1920'li yılların başında Klasik Avrasyacılık olarak ortaya çıkan bu görüş 1980'li yıllarda Yeni Avrasyacılık olarak yeniden filizlenmiştir. Günümüzdeki en önemli temsilcisi de Putin'in danışmanlığını yapan Dugin'dir (Erol, 2009: 20-29).

Dugin'e göre "Rusya, kendisini Avrasya ile özdeşleştiren muazzam bir kıtasal kütleden meydana gelmektedir. Sibirya'nın fethi ve entegrasyonundan sonra Rusya, jeopolitik kavram olan Heartland, yani kıtanın merkezi karası ile aynı anlama gelmiştir." Dugin'e göre Rusya Avrasya ile özdeştir, bir dünya adasıdır (World Island). Çünkü sadece Rusya'nın toprakları, nüfusu ve endüstriyel/teknolojik gelişimi kıtasal bağımsızlık üssü olmaya elverişlidir (2010,s.3). Dugin'e göre Rusya'nın egemenliği için gereken sadece kaybettiği ülkeleri geri kazanması değil, Batı’da NATO'dan ayrılmak isteyen devletler ve Doğu’da İran, Japonya, Hindistan gibi devletlerle bir birlik kurmasıdır. Dugin'e göre eğer Rusya Avrasya'da kaybettiği egemenliği yeniden tesis etmezse hem kendisini hem de Avrasya'daki diğer halkları felakete sürükler (s.10). Dugin'e göre Ruslar Batı’daki gibi bir ulus değildir ve olamaz da, Ruslar bir imparatorluk halkıdır ve bu yüzden de Ruslar imparatorluksuz düşünülemez (s.31-35).

Rusya, AB ve Çin küresel liderlik için mücadele ettiklerini açıkça beyan etmeseler bile yaptıkları stratejik ve ekonomik hamlelerle liderlik mücadelesinde ABD'ye rakip oldukları anlaşılmaktadır. Bu siyasî mücadelenin merkezi de her zamanki gibi Avrasya coğrafyasıdır. Bir zamanlar dünyanın süper gücü konumuna gelen sömürgeci ve emperyalist İngiltere II. Dünya Savaşı’ndan sonra eski gücünü kaybederek konumunu yavaş yavaş ABD'ye terk etmiştir. Eski kolonisi olan ABD'nin gölgesinde olduğu izlenimini veren İngiltere eski gücüne kavuşmak için hamleler yapmaktadır. İngilizlerin hiçbir zaman bağlılık hissetmedikleri AB'den ayrılmak istemesinin altında da yeniden küresel güç olma arzuları yatmaktadır.

Bir güç olarak AB'den söz edildiğinde esas kastedilen genellikle at başı olan Almanya ve Fransa'dır. Özellikle AB'nin içinde teknik olarak da ekonomik ve demografik olarak da birinci sırada gelen Almanya kastedilmektedir. Almanya ve Fransa'nın süper güç olma arzuları ve Avrasya mücadeleleri geçmişlerinden de kolayca anlaşılabilmektedir. İki devlet de daha önce Kalpgahda bulunan Rusya'ya savaş açmış ve işgâl etmek için girişimlerde bulunmuştur. Özellikle Hitler Almanya'sı bu emelini bütün dünyaya açıkça göstermiştir. Önce Kalpgaha daha sonra da bütün Avrasya'ya hükmetmek isteyen Hitler, bu sayede dünyanın süper gücü olmak istemiştir. Hitler'in çabaları II. Dünya Savaşı sırasında ABD'nin müdahalesiyle son anda engellenmiştir. Perinçek AB'nin at başı olan Fransa ve Almanya her ne kadar ABD'nin stratejik ortağı ve NATO içindeki müttefiki olsalar da içinde yaşamış oldukları kapitalist düzenin doğası gereği ABD'ye rakip olduklarını belirtir. AB ekonomik olarak küresel ölçekte girişmiş olduğu mücadeleyle bunu açıkça göstermektedir. Ayrıca Avrasya'nın bir parçası olarak da Avrasya'ya hâkim olmayı kendilerinde öncelikli hak olarak görmektedir (2006,s.30-34). Erdem, AB'nin başat gücü olarak Almanya'nın dünyaya hâkim olma siyasasını II. Wilhelm'den gelen Ostpolitik (Doğu Siyasası) ve Westpolitik (Dünya Siyasası) ile açıklamaktadır. Almanya öncelikli olarak Ostpolitik Siyasasını gerçekleştirip Avrasya egemenliğini elde etmeyi ve bu egemenliği sayesinde de Weltpolitik Siyasasına ulaşmayı amaçlamıştır (2016,s.72).

Küresel liderlik ideali bulunan ve bu yolda son zamanlarda büyük adımlar atan diğer bir ülke Çin Halk Cumhuriyeti’dir. Dünyanın en eski uygarlıklarından birine sahip olan Çin aynı zamanda demografik olarak dünyanın en büyük gücüdür. 1949'da kurulan sosyalist sistemle yönetilmesine rağmen kapitalist dünyada kendine özgü bir tarzda örgütlenen Çin ekonomik olarak uçan ejderha olarak tanımlanmaktadır. Ucuz iş gücü sayesinde dünyadaki büyük şirketlerin cazibe merkezi olan Çin dünya siyasetinde söz sahibi önemli bir aktör olmuş durumdadır. Avrasya coğrafyasında komşu olduğu SSCB ile birlikte hareket eden Çin, 1991'de SSCB dağıldığında aslında önemli bir rakipten kurtulmuş oluyordu. Çin sınırları içerisinde bulunan Sincan-Uygur özerk bölgesi için Türkler ile sorun yaşamak istemediğinden dolayı bazı adımlar atmak durumunda kalmıştır. Çin'de 1992'de temeli atılan Şanghay Antlaşmasına zamanla dört Orta Asya Türk cumhuriyeti katılmıştır. Rusya'nın da katıldığı Şanghay İş Örgütü kurulmuştur. Son dönemde izlediği politikalarla ABD'ye karşı tekrar güçlenen Putin'in Rusya'sı Çin ile beraber Asya'da önemli bir güç hâline gelmiştir (Erdem, 2016:111-126). Çin’in Orta Asya'ya yönelik stratejik hedefleri şöyle özetlenebilir:

  1. Bölgenin doğal kaynaklarından yararlanılması,
  2. Bölge ülkeleriyle ekonomik ticari ilişkilerin geliştirilmesi,
  3. Bölgede istikrarlı bir ortamın yaratılması,
  4. ABD hegemonyasına karşı iş birliği yaratılması.

Bu hedefler doğrultusunda Çin'in bölgeye yaptığı yardımın tutarı bir milyar dolar civarındadır. Kazakistan'ın önemli petrol sahalarının işletilmesi konusuna dâhil olan Çin, Özbekistan'da da benzer faaliyetlerde bulunmaktadır. Çin ayrıca Tacikistan ve Kırgızistan'da hidroelektrik enerji projelerine dâhil olmaktadır (Erol,2009:77).

Avrasya üzerinden küresel liderlik mücadelesi yürüten ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve AB'nin yanı sıra bulunduğu Avrasya coğrafyasında bölgesel aktör olan ve bu pozisyonunu güçlendirmek isteyen devletler de mevcuttur. Bunlardan Türkiye ve İran bölgede köklü ve güçlü bir devlet geleneği olan ülkelerdir. Türkiye ve İran'ın yanı sıra geçtiğimiz yüzyılda kurulan Suudi Arabistan ve İsrail'den de söz edilebilir. Türkiye, İran ve S. Arabistan her ne kadar Müslüman ülkeler olsa da Sünnî, Şiî ve Vahhabî gibi farklı mezheplerden gelmeleri ve İsrail'in entrikaları çatışmalarında etkili olmaktadır. Bölgede yalnız kalan ve tarihten gelme emelleri olan İsrail bölgedeki güç mücadelesinde elinde bulundurduğu Wall Street sermayesi sayesinde etkili olmaktadır.

Avrupa ve Asya'nın birleşiminden oluşan Avrasya'nın birleştiği kilit noktalara sahip olan Türkiye Avrasya'nın en avantajlı ülkesi konumundadır. Rimland'da bulunmasının avantajının yanı sıra Avrasya'nın önemli zenginliklerinin toplandığı iki nokta ile olan tarihsel ve kültürel birlikteliği ona avantaj sağlamaktadır. Bu noktalardan birincisi Kalpgah'da bulunan Türki Cumhuriyetlerle olan kan bağı diğeri de Körfez Ülkeleri ile olan İslâm bağıdır. Türkiye'nin Avrasya ve dünyaya hükmetmesini sağlayabilecek bu önemli avantajın farkında olan küresel liderlik peşindeki aktörler Türkiye'nin önünü kesmek için her türlü girişimde bulunmaktadır. Bu yüzden Türkiye'nin sahip olduğu bu coğrafî, dinî ve kültürel avantaj kendisine dezavantaj olabilmektedir. Türkiye sahip olduğu bu özelliklerden dolayı küresel aktörlerden birilerine yaklaştığı zaman diğerlerinin hışmını üstüne çekmektedir. Yıllardır AB ve ABD ile NATO'da müttefik olan Türkiye’nin, Rusya ve Çin ile sıcak ilişkilere girip diğerleriyle bağını koparması mevcut şartlarda mümkün değildir ve kendisine huzur getirmeyecektir. Bu konudaki niyetini bile açıklaması Türkiye'ye çeşitli zorluklar çıkartmıştır. Bu durumun farkına varan Osmanlı devlet adamları Osmanlı’nın gücünü yitirmesinden sonra bölgede denge siyaseti gütmeye başlamıştır. Türkiye gibi avantajlara sahip bir ülke ya denge siyaseti gütmeye devam edecek ya da sahip olduğu avantajları kullanmaya çalışıp küresel lider olmaya çalışacaktır. Türkiye ancak küresel bir lider olduğu zaman huzur bulabilir.

Türkiye'nin küresel lider olabilmesi için öncelikle denge siyasetini çok iyi bir diplomasiyle devam ettirmesi gerekir. Bunun yanı sıra küresel aktörlerin kullandığı yumuşak karnı olan etnik ve mezhepsel handikapları da bertaraf etmelidir. Bunun için de demografik olarak önemli bir paya sahip olan Kürt kökenli vatandaşlarının gönlünü kazanmalı ve İslâm harcı sayesinde Müslüman halklarla gönül bağı kurmalıdır. Daha sonra kan bağı bulunan Orta Asya'daki Türkî cumhuriyetlerle gücünü birleştirerek âdil ve demokratik bir düzenin küresel lideri olabilecektir.

KAYNAKÇA

Brzezinski, Z. (2016). Büyük Satranç Tahtası (Çev. Y. Türedi). İstanbul: İnkılâp Kitabevi             Yayınları.

Davutoğlu, A. (2010). Stratejik Derinlik (44. Baskı). İstanbul: Küre Yayınları.

Dugin, A. (2010).  Rus Jeopolitiği : Avrasyacı Yaklaşım ( Çev. V. İmanov, 7. Bas.). İstanbul:       Küre Yayınları.

Erdem, D. F. (2016). Dünyada ve Türkiye’de Avrasya ve Avrasyacılık: Algılamalar,          Yaklaşımlar ve Stratejiler. Ankara: Barış Kitap.

Erol, M. S. (2009). Yeni Büyük Oyun: Küresel Güç Mücadelesinde Avrasya’nın Değişen   Jeopolitiği. Ankara: Barış Platin Kitabevi.

Perinçek, M. (2006). Avrasyacılık: Türkiye’deki Teori ve Pratiği. İstanbul: Bilgi Yayınevi.

Yılmaz, M. ve Göka, E. (1998). Avrasya: Uygarlığın Yeni Yolu. İstanbul: Kızıl Elma         Yayıncılık.

YAZAR HAKKINDA
Faysal Çeker
Faysal Çeker
YORUMLAR
İçeriğe ait yorum bulunmamaktadır.
YORUM YAPIN